Adana, 23 Eylül 2006

asbaskan@tsf.org.tr

“ Haydi çocuklar, haydi. Ülkemize madalya haberini vermeyi o kadar çok arzuluyorum ki…”

Uzun ve yorucu, ama zevkli, bir maratonun ardından eve döndük. 21 Eylül sabaha karşı İstanbul’a vardığımızda, sabahın ilk saatlerinde bir televizyon programına hazırlamamız gerekiyordu Kübra’yı. Kanal 8 den sonra üç gazete ile söyleşi, Cumhuriyet, Hürriyet ve Milliyet, sonrasında Beşiktaş Amatör dallar sorumlusu Alper beyin ziyareti. Üç TV ile program. CNN Türk, Beşiktaş TV ve NTV. O günü, saat 01:00 de ancak tamamlayabildik. Artık Cuma gününe girmiştik. Cuma sabahı da iki gazete ile söyleşi vardı. Cumhuriyet tekrar geldi. Yeni Şafak ile söyleşiler tamamlandı. İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince de Kübra’yı İstanbul’da kabul edenler arasındaydı. Özince, onca yoğun temasları arasında 20 dakika ayırdı bize. Kübra’ya armağanlar verdi.

Veee, Kübra, Cuma akşamı 23 sularında, ailesi ile kucaklaşabildi nihayet.

Bir Şampiyonluğun Öyküsü

Her turdan sonra, madalya beklentimiz olan sporcular, ülke sıralamasını belirleyecek kritik maçlar, teknik ekip ve yöneticilerin bir araya gelmesi ile ele alınıyor, irdeleniyordu. Çok iyi organize olmuştuk. Ne yapılacak, taktikler nasıl olacak teknik arkadaşlar tarafından ele alınıyor, yöneticiler ile de tartışılıyordu. İşimiz zordu.

Her tur, teknik ekip, yöneticiler, veliler salon önlerinde nöbet tutuyordu adeta. Salondan her çıkan sporcumuzun yüzünde en az dört saat oynamanın yorgunluğunu okumak zor değildi. 14,16,18 yaş kategorilerinde, genel ve bayanlar aynı salonda oynuyordu. Kübra’da oradaydı. Oyunu biten sporcularımızdan, salona girme izini olan Kılıçaslan’dan, diğer sporcularımızın durumlarını soruyorduk. Her defasında “..Kübra kaybedebilir, durumu iyi değil, açılıştan çok kötü çıktı….” türünden haberler bizi oldukça üzüyordu. Bir süre sonra aldığımız haberler değişiyor “…. Beraberlik olabilir, belli olmaz yinede….” türünden yanıtlar alıyorduk.. Sonra Kübra çıkıyor, yorgun bir biçimde “ kazandım” diyordu. Bir tur, iki tur, üç tur, E be kızım, bir tur bize rahat nefes aldır Allah aşkına.

Önceki yazımda belirtmiştim. Maçlar canlı yayınlanmıyordu. Olup biteni ancak böyle haberler ile öğrenebiliyorduk. İsteyen sporculara Monroi sistem uyguluyorlardı. Buna da bizim sporcularımız alışık olmadığından, yoğunlaşmaları bozulabilir endişesi ile teknik ekip izin vermedi. Sekizinci turda da aynı şeyler oldu. Son dakikalara kadar maçın gidip geldiğini sonradan Kübra’dan öğreniyoruz. Yarın, dokuzuncu turda Kübra madalya için maça çıkacaktı. İyi, her şey güzel de bunu Ülkemize nasıl duyuracağız? sıcağı sıcağına. Yağmur, şimşek, elektrik kesintisi, Internet kayboldu. Resmi site de çok sonra hazırlanabilmiş. Bunu öğrenen Sayın Başkan haberi hazırlamış. “Kübra Madalyaya Oynuyor”

O gün, sekizinci turdan sonra, değerlendirmelerimizi, yerel saat ile sabaha karşı, 03:00 de tamamladık. Teknik ekip ve biz, neler olabileceğini uzun uzun görüştük, ülke puanları hesaplanmaya çalışıldı, ilk on sırada yer alabilecek sporcularımız ele alındı. Kübra ve rakipleri, madalyaya ortak rakipleri ve onların rakipleri, oyunları, son tur için onların ortaya koyabilecekleri taktikler tek tek ele alındı. Bizim için nelerin öne çıkabileceği olasılıkları hesaplandı. Son turda, birinci masada siyah kazanırsa ki Kübra ile eş puanda, Kübra kaybederse sıralamaya bile giremiyoruz. Kübra’da kazanırsa, gümüş madalya alacağız. Tam tersi olursa altın madalya gelecek. Bir madalya mı alalım, yoksa bu bir madalya altın mı olsun? Bu hesaplar uzadı, uzadı, uzadı. Aslında uzayacak bir şey yoktu, Kübra çıkacak, oynayacak, kazanacaktı. Beklediğimiz bu idi. Sonra diğer masaları düşüneceğiz. Ama işi sağlama almalıydık. Son taktik kararı, Baş antrenör Kılıçaslan verecekti. Maçtan hemen önce.

19 Eylül. Saat 11:55. Biz salonda yerimizi aldık. Her kes oturmuş. Organizasyon yetkilileri 16 yaş ikinci masada Kübra’yı bekliyor, resim alacaklar. 11:58 Kılıçaslan, Kübra’yı salona getirdi. Kübra güler yüzle ama son derece vakur, kendinden emin bir tavır ile yerini aldı. Bakışlar Kübra’da yoğunlaştı. Elini uzattı rakibine ve tur başladı. Kübra, oynayacak, kazanmaya oynayacak, ama bir beraberlik önerisi gelirse, diğer maçları da gözeterek kararı kendisi verecekti. Böyle bir taktik sorumluluk verilmişti kendisine. Sonradan öğreniyoruz, her tur olduğu gibi, oyun kötüye gidiyormuş az daha, beraberlik önerisini Kübra yapmış. Tabi rakibi reddetmiş, yanıtını emin bir eda ve tavır ile taş sürerek vermiş, ağzını bile açmadan. Hani her turda oluyordu ya, oyunu toparlamış Kübra. Sonra, aynı beraberlik önerisi rakibinden gelmiş, hem de iki kez. Bu kez sıra Kübra’da. Birinde taş sürerek, birinde de taş alarak vermiş yanıtını.

Saat 16:00.Kapıda ben ve Hakan bey bekliyoruz. Hakan bey yerinde duramıyor, o daracık merdiven holünde bir o yana bir bu yana gidip geliyor. Bir görevli, sürekli, Sırpça olarak, oradan uzaklaşmamız gerektiğini işaret ediyor. Aslında çevreyi ve içeriyi rahatsız edecek bir ortam değil orası, bizim gibi 10-15 kişi daha bekliyor orada. Başkan Yazıcı sık sık telefon ile arayarak ne oldu, ne oldu diye arıyor. Maç biter bitmez arayın diyor. Birinci masa monroi kullanıyor. Maçlar internetten izlenebiliyor. Bizim o ortamda internetten izleme olanağımız yok. Biz ikinci masayı biliyoruz, Türkiye’de birinci masayı. Biz oyunu bitenlerden Kübra’nın durumunu öğrenip Ankara’ya aktarıyoruz, Ankara, birinci masa hakkında bilgi veriyor. İletişime bakar mısınız, organizasyona bakar mısınız?

Saat 16:25 Kübra kapıda göründü. Bitkin, süzülmüş biçimde, şaşkın.” Ne oldu Kübra?” diye sesleniyorum. Kübra’nın o halini gören Hakan bey şaşkın. Yerinden kıpırdayamadı. Kübra sağına soluna bakıyor, Türkçe seslenişin nereden geldiğini arıyordu. Ben halbu ki tam karşısında, bir metre uzağında duruyordum. Sonra “ kazandım, kazandım” diye haykırarak boynuma sarıldığını anımsıyorum. Üç kişi sarmaş dolaş ve ağlaşarak, yüreklerimiz kabarmış biçimde diğer sporcularımızın yanına gidiyoruz, orada da ayrı bir hava esti aniden, haberi duyan havalara sıçrıyor.

Sonra, telefona sarılıyorum, “ Başkanım, Kübra kazandı.” Ankara o anda ayağa kalkıyor. Birinci masayı izleyecekler, madalyanın renginin haberini yazacaklar. Kübra, en kötü sonuçla, birinciliği paylaşıyor ve gümüş madalyayı kazanıyordu o dakikalarda.

Saat 16:40 Birinci masada maç bitiyor. Beraberlik. Altın madalya Kübra’nın artık.

Önceki yazımın sonunu anımsayacak olursanız eğer şöyle diyordum.

“ Haydi çocuklar, haydi. Ülkemize madalya haberini vermeyi o kadar çok arzuluyorum ki…”

Bu dileğimin yerine gelmesinden o denli mutluyum ki, madalya haberini Ankara’ya, başkanımıza, telefon ile bildirirken o kadar mutluydum ki. Böylesi haberleri vermek, o anı yaşamak öyle güzel ki…

Sağlıcakla kalınız.

Tahsin AKTAR

İlgili içerikler

Turnuvalar ve organizasyonlarTüm haberler