Türkiyede uluslararası etkinliklerin yapılması zaten, tüm camiamızın bir beklentisi, bir rüyasıdır.
Hayır, hayır daha bitmedi. Bir de şunu okuyun isterseniz ;
Uluslararası ilk özel turnuvamızı, 97 yılının bu dediğim aylarında, (Mart Nisan), yapacağımız müjdesini şimdiden size verebiliriz.
Bu sözlerin sahibi, TSF eski Başkanı Emrehan Halıcıdan başkası değil.
Yazı İşleri Müdürlüğünü satranç camiasının çok yakından tanıdığı Ali İpekin yaptığı, Satranç ve Hayat adlı son derece sevimli ve keyifli bir dergiye söyleşi verirken bu açıklamalarda bulunmuş eski Başkan.
Yayın tarihi Ocak 1997.
Söyleşi epey uzun. 2000 Yılı Olimpiyatlarının İstanbula verilmesi üzerine yapılmış.
Dikkatimi çeken şey ise şu, o tarihe kadar Türkiyede, özel yada resmi hiçbir uluslararası turnuvanın düzenlenememiş olması.
Eski Başkanın imkansızlıklar ve yetersizliklere ilişkin samimi değerlendirmeleri ise o dönemin şartlarını özetliyor. Bakın neler söylemiş ;
Satranç camiası olarak yeterli desteği, yeterli kaynakları yaratamadığımız da bir gerçektir.
Tarihe dikkat. Ocak 1997. Tek bir özel yada resmi uluslararası turnuva yapılamamış.
Büyükustalar ülkeye tek tük geliyor. Yerli oyuncular ülke dışı turnuvalara katılamıyor yada katılırsa kendi cebinden tüm harcamaları karşılıyor. Bunu yapabilenlerin sayısı da çok, ama çok az.
Gerçekten üzücü değil mi ?
Evet kesinlikle.
Bakın, 2004 yılında ülkemizde yapılan ulusal ve uluslararası turnuvaların sayısı 16, (Bu sayıya yöresel yada özel turnuvalar dahil edilmemiştir), Türkiyeden katılım sağlanan ve TSF desteği verilen yurtdışı turnuvaların sayısı ise 5.
2006 Yılında şu ana kadar yapılan ve takvim sonuna kadar yapılacak olanlarla birlikte ulusal ve uluslararası nitelikte yurtiçi turnuva sayısı 21. Yurtdışı turnuva sayısı, (TSFnin ya tümüyle yada bir bölümüyle desteklediği), 16.
Meğer 10 yıl ne kadar uzun bir süreymiş değil mi ?
Nereden çıktı şimdi bu Satranç ve Hayat demeyin. İzmir Açıkta GMlerle oynayan yahut yabancı İMlerle, WGMlerle dişe diş mücadele eden yerli sporcularımızı görüp, üzerine sayın Halıcının söyleşisini okuyunca, yazmam şart olmuştu doğrusu.
Öte yandan memnuniyetle görüyorum ki, Büyükusta Mikhael Gurevich ile yapılan söyleşi epey ilgi topladı.
Önce şunu belirteyim ; alçak gönüllülük ve satranç emekçiliği tanımları Gurevich için doğrusu tam da biçilmiş kaftan.
Karakter kısmından alınan Forum ortamının değerli üyelerine gelince.
TDK, 2005 yılı, 10. basım Türkçe Sözlük de, karakter kelimesi, ki kendisi Fransızca kökenlidir, ayırt edici nitelik, bir bireyin kendine özgü yapısı, bireyin davranış ve biçimlerini belirleyen ana özellik, bir kişinin yada insan grubunun tutumu, duygulanma ve davranış biçimi, üstün manevi özellik ve bence en önemlisi, bireyin kendine egemen olmasını, kendi kendisiyle uyum içinde bulunmasını, düşünüş ve hareketlerinde tutarlı, sağlam kalabilmesini sağlayan özellikler bütünü olarak tanımlanmış.
Yani karakter dediğimiz şey "bir" değil, "birden fazla" özellikten oluşuyor. Kişinin ayırdedici özelliklerinden "bir" yada "bir kısmı" onu güçlü kılabilirken, yine "bir" yada "birden fazla" kısmı onu zayıf bir hale getirebilir.
Sayın üyeler öyle anlaşılıyor ki, karakteri zayıf olmayı sıradan satranççılar için bir hakaret olarak görmüşler.
Önce şunu vurgulayayım. Ben unvan sahibi değilim. Bırakın FİDEyi, ukd listesinde bile yer almıyorum. Satranç oyununda o kadar sıradanım ki kelimeler kifayetsiz kalır anlayacağınız.
Ancak hiç alınmadım.
Çünkü GM Gurevichin aslında ne demek istediğini gayet iyi anlıyordum. İsterseniz ilgili paragrafa bir kez daha bakalım.
KUL : Sizin gibi deneyimli ve üst düzey bir GMden tam bu noktada satrancın ne ifade ettiğini, aslında masada neyin mücadelesinin yapıldığını öğrenmek iyi olurdu doğrusu. Nedir bu işin sırrı ?
GUREVICH : Satranç insanın kişiliğini tıpkı bir ayna gibi yansıtır. Oyuncunun oyun tarzı aslında karakteridir. Satranç karakterlerin savaşıdır. Büyük oyuncuların tamamı güçlü karakterlere sahip olan, kendilerine ait bir tarzları bulunan kişilerdir. Özellikle bu düzeyde zayıf karakterli birinin güçlü karakterli bir satranççıyı yenmesi beklenemez. Ustanın görevi, öğrencisinin güçlü ve zayıf yanlarını bilerek buna uygun bir eğitim planı hazırlamaktır. Karakterin zayıf yanlarını bilen kişi kendini geliştirebilir. Ancak bundan sonra güçlü bir hale gelebilir.
İşte benim bu yanıttan anladığım şey ;
Hiç kuşku yok ki herkesin karakterinde öyle yada böyle zayıf yönler vardır. İyi satranççı, bunları bilen, buna göre kendini geliştirmeye çalışan satranççıdır. Karakterinin zayıf yanları ağır basan, diyelim ki fazlasıyla aceleci, aklından, bilgisinden ve deneyimden daha hırslı, rakibini ve rakibin hamlelerini fazla hesaplamayan, rakibi küçümseyen, kibirli biri, elbette karşılaşmadan yenilgiyle ayrılır.
Doğrusu bunun için satranç oynamaya da gerek yok. Hayat bize bu tür insanların ne kadar çok olduğunu göstermiyor mu ?
Hırsı aklının önüne geçmiş, öfkeyle saçıp savuran, diyaloga, makul olana kapalı eminim sizde benim gibi çokça insan tanıyorsunuzdur.
Bazen bizler de karakterimizin zayıf yönlerine yenilip pek çok hata yapmıyor muyuz ?
Sizi bilmem ama ben yapıyorum doğrusu.
Ama bunun için de alınganlık göstermiyorum. Becerebilirsem hatalarımdan ders almaya çalışıyorum.
Neyse, son sözüm şu. O başlık değişmeyecek. Çünkü yanlış çevrilmedi. Gurevichte bu ifadeleri sıradan satranççılar, yahut oyunda yenilenler alınsın diye söylemedi.
Kanımca böyle bir ifade onun zekasına da, deneyimine de, karakterine de hakaret olur.
Öte yandan tıpkı Gurevich gibi, mütevazılığı ve satranca verdiği emekle, İzmir Açıkı yoktan var ederek bugünlere getiren, TSF Yönetim Kurulu üyemiz Ferit Çömez ve en büyük destekçisi MHK Başkanı Selçuk Büyükvurala ne kadar teşekkür etsek az.
Gönül verilmiş emek, hiç kuşku yok ki saygıyı fazlasıyla hak ediyor çünkü.
Murat KUL



