Satranç İlk Öğretim Okulu
Aslında her şey, 2000 yılında Federasyon Yönetimine seçilmemizden itibaren, onlarca yıldır içimizde olan hayalleri bir bir gerçekleştirmemizle başladı.
Her Eve Bir Spor Tesisi!
2000 yılında seçildiğimiz zaman sloganımız her eve bir spor tesisiydi. Gerçekten de bunu yapabilecek tek spor federasyonu bizdik. 5’ten 95’e kadar her yaşta insanın yapması gereken bir spor satranç! 2000 yılını hatırlıyorum da, Satrancın spor olmadığını iddia edenler o kadar çoktu ki....
Oysa sporun insan bedenine yararlı, karşılaşma ve yarış biçimlerinde icra edilen, kültürel boyutu ve evrenselliği olan, düzenli yapılması durumunda o sporla ilgili organların sağlıklı ve zinde şekilde yaşama yararlı bir uğraş olduğu düşünüldüğünde, insan bedeninin en kıymetli organı olan beynin gelişimi ve zindeliği için, satrancı spor olarak kabul ediyoruz. Ya da biraz şirinlik olsun diye söyliyelim, satranç beyni vucudunda olanlar için bir spordur.
Ülkemizde satranç sporu çok yaygındır, özellikle doğuda Bahçesaray’da Van’da Hakkari’de her köy kahvesinde yüzyıllardır yapılır.
Başbakan Yardımcımız ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız Sayın Şahin bir sohbetimizde bana, geçen yaz Sayın Başbakan’ın Bahçesaray’da yol açtığında, ilçede herkesin satranç oynadığını gördüğünü ve çok hoşnut kaldığını söylemişti. Açıkçası bundan yönetimimize bir pay çıkartmamız yanlış olur. Çünkü zaten satranç ülkemizden geçerek Avrupa’ya uzanan yolda, Anadolu’da bin yıldan eski bir maziye sahip.
İşte 2000 yılında seçildiğimizde, ilk amacımız nicelik olarak büyümekti. Bu amaçla, ülkemizde daha çok uluslararası organizasyonlar yapmaya ve özellikle farklı yerlerde yapmaya çalıştık. Bir taraftan, satrancın var olan ama üzerine ölü toprağı serpilmiş, örgütlü olmayan popülaritesini artırmaya çalışırken, diğer taraftan hemen ilk öğretim okullarında satrancın ders olarak yaygınlaşması için çalışmalara başladık.
2000 yılında yönetimi devraldığımızda, 3.000 sporcusu olan Federasyon, 31 Aralık 2004 tarihinde lisanslı sporcu sayısında 50.000’e dayandı.
Bu çok zor değildi. Nedir ki? Bir satranç tahtası alıyorsunuz, önünüze koyuyorsunuz, ister tek başınıza, isterseniz bir rakibe karşı düşünmeye başlıyorsunuz.
İnsan oğlunun düşüncesi iki türlü sonsuzlaşabilir. Bir yıldızlı bir gecede gök yüzüne bakarken, bir de önündeki satranç tahtasında bulunan 64 karenin üzerindeki 32 taşın arasında gezinirken.
Biz de ilk olarak yarışma sayısını ve özellikle uluslararası yarışmaları artırıp ülkemizde her ili ayağa kaldırdık. Gittiğimiz her ilde çocuklarımıza SATRANÇ AŞISI Yaptık. Bu güzel ve faydalı virüs hızla yayıldı.
2002 yılında, 29 Temmuz 2002 tarihinde, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığına oldukça kapsamlı bir rapor verdik, aradan çok geçmeden 1 Ekim 2002 tarihinde Satranç bütün ilk öğretim okullarında beden eğitimi dersi kapsamında okutulsun diye karar çıktı. İlk büyük zaferimiz bu oldu. Ama nereye geleceğimizi hayal eden, nasıl yeni sorunlar ortaya çıkacağını görebilen benle birlikte sadece bir kaç kişiydi.
İnanılmaz bir patlama oldu.
Bir yıl içerisinde sporcu sayımız artık logaritmik olarak artmaya başladı önce 8.000 sonra 20.0000 sonra 50.000. Her veli çocuğunun daha zeki olmasını ister, istemez mi? Kim istemez? Satrancın zekayı nasıl geliştirdiğini kanıtlayan yüzlerce akademik çalışma var. Bunların tümü sayfalara sığmıyor.
Bu arada şunu açıkça söylemeliyim ki bizim amacımız okullarda sporcu yetiştirmek değil. Bizim öncelikli amacımız insanımızın, gelecek neslimizin, satranç sporuyla tanışıp, onu yaşamı boyunca bir öğreti olarak kullanabilen daha akıllı, daha zeki insan olmaları.
Bu büyük patlamada ortaya çıkan enerji, ya da tabiri caizse, şarapnel parçaları yüzümüze gözümüze geldi. Sorunumuz bu enerjiyi var olan bürokrasiyle kontrol edememekti. Kabımıza sığmıyorduk. Müthiş gelişmeler oluyor, ama Kuzey Kore, Küba ve Çin’den başka (Çin de artık terk etti) hiç bir ülkede olmayan spor bürokrasisi elimizi kolumuzu bağlıyordu.
Gözümüzün önünde gelişen sporun büyüyen hiç bir problemine çözüm bulamıyorduk. Yeteneklerimiz havai fişek gibi patlıyor ve sönüyordu.
Sorun neydi? Temel sorun, elit ve yetenekli sporcularımızı eğitebilecek erke sahip olamamamızdı. Düşünün! Zehir gibi yetenekli çocukları buluyorduk. Hiç sorun olmuyordu bu. Ama bu çocukları eğitemiyorduk! Devletten bir tek bir ama sadece bir tane antrenör kadrosu çıkartamadık. Azeri bir hocayla anlaştık. Sayın Bakanımıza konuyu götürdük Sayın Şahin ‘Derhal! Ne Demek?’ dedi. 31 Aralık 2003 günü Oluru imzaladı. Maliye Bakanlığından kadro Ağustos 2004’te çıktı. Hoca çoktan İran’la anlaşmıştı. Sorun, maddi kaynaklarımızı, nasıl kullanacağımız konusundaki erkin bizde olmamasıydı. Üstelik bunun tasarruf genelgeleriyle felan da bir alakası yok. Örneğin, Satranç Olimpiyatlarına 40.000 € masraf edip milli takım götürebiliyorduk ama profesyonel bir antrenöre bize eşlik etmesi için 2.000€ ödeyemiyorduk.
A Milli takım düzeyindeki sorunumuz bir kenara en büyük sorun yetenekli sporcularımızı eğitebilecek ortamları ve maddi koşulları oluşturamamamızdı. İşte bu yazının başlığı olan İlk Öğretim Okulu da bu amaçla açılıyor. Nasıl mı? Biraz sabredin anlatacağız.
Bu Ülkede de Mucizeler Oluyor!
4 Mart 2004 tarihinde kabul edilen Spor Federasyonlarının Özerkliğini Sağlayan 5105 Sayılı Kanun 12 Mart 2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlandı. 14 Mart Pazar günü yönetim kurulumuzu topladık ve 15 Mart günü GSGM’ye başvuran ilk federasyon olduk. Ardından 7 Mayıs 2004 tarihinde Sayın Başbakanımızın imzasıyla Resmi Gazetede yayımlanan kararla ilk özerkleşen federasyon olduk.
Artık rüyalarımızı gerçeğe dönüştürmenin zamanı gelmişti. Hemen Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı nezdinde girişimlerde bulunduk. Satrancın seçmeli ders olması ve daha çok yaygınlaşması için projeler geliştirdik.
Daha önce Federasyon’un tüzel kişiliği olmamasından dolayı kendimize ait merkez açma ya da yatırım yapma şansımız yoktu. Özerklikle birlikte bu mümkün oldu. İlk olarak Yalova Belediye Başkanımızla birlikte, Yalova’da dört dörtlük bir merkez Açtık.
Ardından 7 Mayıs 2005 tarihinde, Özerkliğimizin yaşgününde, Diyarbakır’da Dünya Standartlarında bir merkez açtık.
Lisanslı sporcu sayımız altı ay içerisinde 30.000’e dayandı. Satrancın ilk öğretim okullarında ders olması için Milli Eğitim Bakanı Doç.Dr. Sayın Hüseyin Çelik’le protokol imzaladık.
Zeka Aşısı, ‘Satranç’ artık her ilde her okulda her çocuğumuza yapılacaktı.
Ama bizim hala en büyük sorunumuz elit sporcularımızı hak ettikleri gibi eğitememek. Tamam yılda bir iki kez daha önce yapamadığımız ve özerklikle yapmaya başladığımız süper kalitede kamplar yapıyoruz. 5-10 çocuğumuza antrenör buluyoruz. A Milli Takım düzeyinde bunun sonuçlarını alıyoruz ama.. Bizim derdimiz, derenin içinde akıp giden kıymetli toprağı kazanmak ve işlemek.
En büyük sorun, yetenekli sporcuların hali hazırda ülkenin dört bir yanında olması. Yani satranç gibi sürekli eğitimin şart olduğu bir sporda, nasıl 50-60 tane nitelikli antrenörü bulursunuz? Buna maddi güç de yetmez, zaten bu kadar insan dünyada da yok. Üstelik 2005 yılında satrancın tüm ilköğretim okullarında seçmeli ders olmasıyla birlikte, bizim tanımadığımız, onların da bizden haberi olmadığı, henüz satrancı tanımayan binlerce Kasparov’un bu sayıya eklendiğini düşünün....
Tek çare var. Bu çocukları toplayıp sürekli eğitime almak.
Şimdi sorun daha da büyüyor. Çünkü satranç hergün düzenli çalışmayı gerektiriyor. Üstelik yeteneğe ulaşmanız gereken yaş da en geç 8. Ne yapabiliriz? Yani bu çocuklar eğitimlerini mi bıraksınlar? Olur mu böyle şey? Biz açıkçası asla yarış atı yetiştirmek istemiyoruz. Amacımız, önce düzgün ve ülkesine yararlı vatandaş olmaları. O zaman eğitimlerinden geri kalmamaları lazım. Okullarından izin almak çok zor. Çocukları bir kampa alıyorsunuz ya da bir turnuvaya götürüyorsunuz, geri geldiklerinde arka arkaya sınavlara giriyorlar. Biz kayırma istemiyoruz. Zaten satranççı çocuklar indigo, hepsi indigo. Derdimiz çocukların turnuvada ya da kamptayken kaybettikleri eğitim zamanının takviyeyle kendilerine verilmesi.
O zaman tek çözüm var. Yatılı bir ilk öğretim okulu açmak!!
Öncelikle bu okuldaki eğitim kalitesi en üst düzeyde olmalı. Bizim çocuklarımız her açıdan ülkeye örnek vatandaşlar olarak yetişmeli. Bu bir!
Ayrıca, bu okulda okuyacak çocuklar hem yetenekli hem de ekonomik olarak buna gereksinimi olan çocuklar olmalı. Bu iki.... Üçüncüsü bu okulda normal tam tedrisat eğitimden kalan zamanda, bu çocukların her biri bir Hamza Yerlikaya (Kasparov demiyorum) bir Hidayet Türkoğlu olacak şekilde, özenle, sportif açından eğitilmeli. Yani bu okulda Dünyanın en iyi Satranç Antrenörleri olmalı ve onlar çocuklarla yatmalı çocuklarla kalkmalı. Bu çocuklar diyelim ki bir yarışmaya gittiler. Geldiklerinde matematik öğretmenleri, Türkçe öğretmenleri bu çocukların eksik olan eğitimini takviye etmeli. İşte o zaman bir tane değil, yüz tane Hidayet Türkoğlu yetiştirmek çok kolay olur.
Bazı arkadaşlarımız bu düşüncelerimize karşı bize sordular. ‘Yaaa iyi de, okul açmak çok pahalı değil mi? Hem bizim ne işimize? Bulalım 4 tane antrenör, 4 çocuk seçelim onları Dünya Şampiyonu yapalım 10 yılda’ dediler. Onlar artık aramızda olmasa da, biz inandığımız şeyi yapıyoruz.
Bizim bakış açımız şu. Bugün bir Hidayet Türkoğlu, Mehmet Okur, Halil Mutlu ya da Hamza Yerlikaya daha .çıksa, eminiz bu ülke yeni bir böyle bir sporcu için hemen 1 Milyon ABD Dolarını gözden çıkarır. Yani bu saydığımız isimlerin tek bir tanesi bile bizim için milyonlarca doların üzerinde kıymeti olan idoller.
Biz fabrika kurmaya karar verdik. Satrançta bu ülkenin şanlı bayrağını gönderde tutacak bir değil onlarca böyle sporcu yetiştirmek için.
Ardından aramızda yaptığımız görüşmelerde, bu okulun sadece satranç için olmaması gerektiğine karar verdik. Madem satranç zeka sporu bu okula üstün zekalı çocukları alalım bizim yeteneklerimizin dışında!! Ayrıca neden sadece satranç? Bir yüzücü, eskrimci, jimnastikçi veya atlet neden olmasın?
Tam bu sıralarda, Milli Eğitim Bakanlığı ile protokol imzaladık ve Ankara Milli Eğitim il Müdürü Sayın Murat Bey Balta ile tanıştık. Kendisi sanki kalbimizi okuyormuş gibi gelin bir okul yapın dedi. Ardından görüşmelere başladık. Arsayı seçtik. Protokolü hazırlıyoruz. Yakında imzalayacağız.
Satranç İlk Öğretim Okulu
Bu okulda neler olacak?
8 yıl için üçer sınıf olacak. Ayrıca branş dersliklerini de göz önüne aldığımızda yaklaşık olarak 30 derslik olacak.
Bir spor salonu. Dünyanın en iyi teknolojik alt yapısına sahip binası olacak. En hızlı internet alt yapısı olacak. Her öğrenciye bir bilgisayar olacak. Yatılı kalmaları için öyle onar yirmişer kişinin yatacağı değil, en fazla iki öğrencinin yatacağı çağdaş yurtları olacak. Modüler bir yapıyla inşaa edilecek bu okul. Tüm ülkeyi ayağa kaldıracağız. Dünyada bir ilk olacak. Tahmini olarak 3 trilyon harcayacağımızı düşünüyoruz. Öğretmenler için lojman olacak. Bir gün yüzme havuzu da yapacağız. Ayrıca, yönetim binası, sportif ve rekrasyon işlevleri de olacak.
Projesiyle de örnek olacak.
Biz inanıyoruz. Bu ülkede, bu Devletle, bu insanlarla bunu rahatlıkla yapabileceğimize inanıyoruz. Biz okulu yaptırıp Milli Eğitime devredip, çekip gitmeyeceğiz. Okulun idamesinde de sürekli destek olacağız. Eğitim anlamında tek patron MEB olacak. Sportif anlamda biz danışman olacağız.
Biz inanıyoruz. Bugüne kadar mucize gibi görünen gerçekleştirdiğimiz onlarca projenin ardında bunu da yapacağımıza inanıyoruz. Biz, inandıktan sonra her şeyi yapabilecek bir ekibiz.
Bunun ilk olacağını, yani spor ihtisas ilk öğretim okulu olarak ilk olacağını ama kısa zaman içinde Fen Liseleri Modeli gibi yeni birimler halinde farklı yerlerde de açılacağını da tahmin ediyoruz.
Biz dört yıl önce Her Eve Bir Spor Tesisi dediğimizde, bize gülümseyip, satranç mı diyorlardı. Şimdi de bize gülümseyip, iyimser çocuklar diyenler olabilir. Ama bunlar hayalden çıkıp gerçek olacak. Çünkü bu ülke buna layık, daha da fazlasına....
Eee bizler de okumuş yazmış eğitim görmüş çocuklarız.
Bir sonraki yazımızda buluşmak üzere hoşçakalın.
Ali Nihat YAZICI, 1 Ağustos 2005, Göteborg, İsveç



