5. Uluslararası İstanbul Festivali!
İstanbul Satranç Festivali’nin bu yıl 5ncisi yapılıyor. Artık Festival bir marka olmuş durumda. Türk Grandprixleri adı altında düzenlenen İstanbul ve İzmir Open Turnuvalarının birbirini takip etmesi de mükemmel oldu.
Öncelikle, Festivalin bugüne gelmesinde emeği geçen tüm fikir yaratıcılarına, başta Cem Pekün olmak üzere Türk Satrancı adına şükranlarımı sunuyorum. Festivalin düzenlenmesinde sponsor ve düzenleyici kurum olan İstanbul Spor A.Ş. Şirketi ve Büyük Şehir adına da sevgili Genel Müdür Ayhan Bölükbaşı’na alkış tutuyorum.
Gelin isterseniz bir kaç beş yıl öncesine dönelim:
Kendi aralarında satranç oynayan bir kaç yüz insandan oluşan Türk Satrancının en aktif olduğu şehir olan İstanbul’da bile geleneksel uluslararası bir turnuva yoktu. Unutmam, Atatürk Havaalanından transit geçen büyük ustaları görüp, 'acaba kaç gözlü kaç ayaklı bunlar' diye havaalanına yapılan ziyaretleri. Türk Satrancının o dönemlerdeki en büyük ocağı olan İSD’deki, özverilerle düzenlenen bir kaç ulusal düzeydeki turnuva dışında doğru dürüst bir organizasyon yoktu. 2000 yılında ‘Türk Satrancının Uyanışı’ ile birlikte İstanbul’da kendi dinamikleriyle harekete geçti. İstanbul Satranç Festivali organize edilmeye başlandı. Hem de ne organizasyon!!
Dünyanın, en büyük ödüllü turnuvalarından birisi olarak. İstanbul’un en güzel mekanı olan Feshane’de denize bir kaç metre uzaklıkta. Hem ülkemizin incisi olan güzel İstanbul’un tanıtımı, hem de sporcularımızın yabancı büyük ustalarla birlikte oynaması açısından büyük bir organizasyon. Tekrar bravo arkadaşlar, Tekrar alkışlar Spor A.Ş. ve Büyük Şehir. Bu yıl da başka güzel bir mekanda düzenlecek bu muhteşem organizasyon.
En güzeli de geleneksel olması!
Bu yıl organizasyonun sesi daha da çok çıkacak. Tabi ses getiren sadece organizasyon değil. 2000 öncesinden kalma bazı satranççı arkadaşlarımız da Turnuva giriş ücretlerini çok bulduklarını belirtiyorlar.
İnanılmaz! Satranç zengin sporu muymuş? Sessiz çoğunluğun sesi çıkmıyor muymuş?
Yaşamlarında satranç adına bir taşı bir kareye koymayı beceremeyenlerin, tahtada hesapsız olmaları, yaşamlarına da yansıyor.
İstanbul Festivalindeki giriş ücretleri 30, 15, 10 ABD Doları gibi katılımcıya göre değişen bir durum gösteriyor. Varsayalım turnuvaya rekor katılım olsun ve herkes 30 ABD Doları ödesin, varsayalım 500 kişi katılsın. Sonuçta burdan elde edilen gelir brüt olarak 15.000 ABD Doları olacak.
Turnuvada sadece konulan ödül miktarı ise 40.000 ABD Doları!
Organizasyon ücretleri, mekan kirası, hakem ücretleri, büyük ustaların konaklaması, kupa, madalya vb. Yani nerde organizasyon bütçesi, nerde katılım gelirleri?
İşte hesap yapmasını bilmeyenler bu türlü bağırıyor. Üstelik, ayaklarına kadar getirilmiş bir turnuva için. Üstelik, Dünya çapında büyük ustaların oynadığı bir turnuva için.
Bir de demezler mi ‘yabancı sporcuları biz mi finanse ediyoruz?’
Ne yani yabancı büyük ustalar bir de giriş ücreti mi, ödeyecek? Dünya çapındaki büyük ustalardan konaklama ücreti mi alacağız? Var mı Dünya da bunun bir örneği?
Bu bir kaç kişiye sesleniyorum: Siz hiç bir şeyi finanse etmiyorsunuz. Tam tersine bir durum söz konusu. Sizler bu büyük ustalar ile oynayabilin diye sponsor bulunuyor, organizasyon yapılıyor. Yani siz finanse ediliyorsunuz. Zaten böyle olmasaydı, yani verdiğiniz 30 ABD Dolarını turnuvada %10’luk ödül alan sporcular arasına girip alır kendi kendinizi finanse ederdiniz.
İnanılmaz! Hep hazır yiyecekler, hep hazıra konacaklar!
Gözlerini kapayacaklar! Dünyanın neresinde var böyle ödüllü, böyle güzel organizasyon? Dünyanın neresinde böyle bir organizasyonda bu katılım ücretleriyle oynanıyor?
Hadi canım siz de!!
Sevgili Cem Pekün, diğer dostlar, siz çalışmaya devam edin. Satranç ülkemizin kitlesel sporu! Yüzbinlerin göz bebeği! Zengin sporu ise asla değil.
Keşke 30 ABD Dolarıyla zengin olunabilseydi!
İstanbul Festivalinin bu yıl bir başka güzelliği de, 2 büyük ustamızın bu önemli turnuvada hamle yapması olacak. Hadi Mişa, hadi Suat kupa bekliyoruz!
Kapanış Töreninde görüşmek üzere.




