Bütün yontulmamış varlıklarda olduğu gibi onda da gülünç bir kendini beğenmişlik vardı.
Müthiş, değil mi ?
Ancak daha müthişleri de var.
Sabit fikirli, kafasını tek bir düşünceye takmış her türlü insan, yaşamım boyunca beni çekmiştir, çünkü bir insan kendini ne kadar sınırlarsa, öte yandan sonsuza o kadar yakın olur.
Bilenler hemen hatırladılar, bilmeyenler için biz söyleyelim. Yukarıdaki alıntılar, 20. yüzyılın en büyük yazarlarından Stefan Zweigin, en az kendisi kadar ünlü bir novellesinden, yani uzun öyküsünden yapıldı. Öykünün ismi ; Satranç
Nereden çıktı şimdi bu kitap işi ? diyenlere, Temmuz sıcaklarını ve tatil dönemine çoktan geldiğimizi hatırlatmak isterim.
İşten, güçten kitap okumaya güç yetiremeyenlerin, hiç olmazsa tatilde, ellerine alacakları kitaplar arasında birazcık da satranca ve ondan hareketle insana dair öykülerin, romanların olmasında ne zarar var ?
Tam tahmin ettiğim gibi, bence de yok.
Stefan Zweig 1881 Viyana doğumlu. Dünyanın ve tarihin altüst olduğu bir çağda, iki büyük savaşın ortasında yaşadı. İkincisinin sonunu göremeden, ikinci eşi ile birlikte Brezilyada intihar etti. Eğer biraz daha direnebilseydi Hitlerin çöküşünü ve alacakaranlığın yerini gün ışığına bıraktığını görebilecekti. Ama olmadı.
Satranç isimli novellesi ünlü yazarın en son eserlerinden biri. Belki de bu yüzden olsa gerek, epeyce karamsar bir ruh haline sahip kitap.(Ruh hali deyince, yazarın Freud ve psikolojiye olan ilgisini de unutmamak lazım.)
Arjantine giden bir yolcu gemisinde insanı öfkelendirecek kadar cahil ve kaba ama yetenekli bir Dünya Satranç Şampiyonu ile birden bire ortaya çıkan Dr. B arasındaki, (Nazilerden kaçan Viyanalı bir soylu, bir kaybeden-looser), arasındaki gerilimli mücadeleyi, üçüncü bir kişinin gözünden anlatan kitap, öykü içinde öyküsüyle son derece çekici.
Hiç kuşku yok ki kitapta tıpkı, Ama satranca oyun demekle, haksız bir kısıtlama yapmış olmuyor mu insan ? Satranç aynı zamanda bir bilim, bir sanat değil mi ?, gibi satranca ve satranççılara ilişkin epeyce göz alıcı değerlendirme ve tanım var.
Kendi adıma beni asıl şaşırtan şey ise, insan ruhuna ilişkin ancak büyük yazarlar ve büyük anlatılarda olabilecek türden derin ve eşsiz gözlemler olması.
İnsan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbir şey olmaz. Bekleyip durur insan. Hiçbir şey olmaz. İnsan bekler, bekler, bekler, şakakları zonklaya dek düşünür, düşünür, düşünür. Hiçbir şey olmaz. İnsan yalnız kalır. Yalnız. Yalnız.
Dr.Bnin aksine, satrançla zehirlenmenin son derece yararlı olduğunu düşünüyorum. Bu zehri, biraz da edebiyatla harman etmenin ne sakıncası var.
İnanın çok keyifli oluyor. Benden söylemesi.
Murat KUL
Satranç, Stefan Zweig, Can Yayınları, Ayça Sabuncuoğlunun Almancadan çevirisi. 5 YTL.
"Üstad-ı Azam" Nabokov'un "Lujin Savunması"nı, yada son dönemin "sıkı" yazarlarından Arturo Perez Reverte'nin "Flaman Tablosu"nu izninizle bir başka yazıya bırakalım.



