Önce gecikmiş bir görevi yerine getirmeliyim. Kotov'un ünlü "Büyükusta Gibi..." serisinin ikinci kitabını da çevirmeyi tamamlayıp yine kendi olanaklarıyla yayımlayan Can Arduman'a içten teşekkürler. Özellikle metin kısımları bile fazlasıyla ilham verici. İşte "Büyükusta Gibi Oyna"dan iyi bir örnek; "Eğer kendi artılarınızı abartıp, bunları bir hazine gibi değerlendirip rakibinizin artılarını küçümserseniz bir felakete doğru gidiyorsunuz demektir."

Hayatın her alanında olduğu gibi satrançta da en büyük yanlışlardan biri rakibi küçümsemek ve kendi üstünlüğünüzü abartmaktır kuşkusuz. Özellikle de seçim anlarında bu tür durumlarla çok karşılaşılır. Yaklaşık onbeş yıldır çeşitli siyasi parti kongrelerinden, futbol kulübü ve futbol federasyonu seçimlerine, işçi ve memur sendikalarının seçimli genel kurullarından baro seçimlerine kadar pek çok seçimi yerinde izlemiş birisi olarak bu konuda epey bilgiye sahibim. Rakiplerini küçüpseyip, kendisini hakikatin sırrını çözmüş, Nobel ödüllü üstün zeka olarak görenlerin yaşadıkları hüsrana çokça şahit oldum.

Şurası kesin; evet insanlar zekaya ve eğitime önem verirler ama asıl belirleyici olan şey sizin o güne dek yaptıklarınız ve en önemlisi diğerlerince nasıl algılandığınızdır. İnsanlarla daha iyi iletişim kuran, derdi olanı dinleyen ve samimiyetle çözüm üretmeye çalışan da seçimi kazanır. Çok konuşup az iş yapanlar da bazen seçim kazanabilirler ama bunun sık olduğuna ve devamını getirebildiklerine de şahit olmadım doğrusu.

Peki ama birisi üst üste katıldığı iki hatta üç seçimi de kaybettiği halde bir dördüncüsünde başarılı olabilir mi? Benim yanıtım; eğer ki bu aday sıradışı bir desteğe ve olağanüstü bir çalışma disiplinine sahip değilse imkansız olduğu yönündedir. Yani, hayır kazanamaz.

Türkiye Satranç Federasyonu'nun 5 Kasım'da Ankara'da gerçekleşecek seçimlerinde bildiğiniz gibi iki aday söz konusu. Bunlardan bir tanesi ki eğer kazanırsa belki de Türkiye'nin 57 spor federasyonu arasında tek kadın başkan olma sıfatına da sahip olacak sevgili Gülkız Tülay'dır. Diğeri ise benim daha çok "tescilli bir Yazıcı düşmanlığı" ile tanıdığım sayın Cengiz Keleş'tir.

Bu seçim sevgili Gülkız Tülay'ın kendi başkanlığında ilk seçimi olacak. Gülkız Hanım, bundan önce katıldığı iki seçimli genel kurulda da kazanan tarafın listesindeki önemli isimlerden biriydi ve hiç seçim kaybetmedi.

Ne yazık ki bu durum sayın Cengiz Keleş için geçerli değil. Mevcut seçim sayın Keleş'in kendi başkanlığında ikinci adaylığı olacak. 2004 yılında yapılan seçimde Başkan Ali Nihat Yazıcı kendisine ilk turda açık ara fark atınca ikinci tura katılamadan çekilmek zorunda kalmış ve benzer bir durumla 2008 seçimlerinde de karşılaşarak o seçimin de kaybedeni olmuştu.

Sayın Keleş'in üçüncü ve şimdilik son yenilgisi ise 2010 Yılı Mali Kongresi idi. Sonucu malumunuz.

Kuşkusuz kimin seçilip kimin seçilmeyeceğine satranç ailesinin değerli delegeleri karar verecekler. Onlar adına bir şey söylemem mümkün değil. Olamaz da...Ancak bunca yılın deneyimiyle şu soruyu sorabilirim; Hem tek başına hem de koalisyon olarak seçime girmiş ve bunu da bir kaç kere yaparak hiç başarılı olamamış biri, durup dururken, yani, sıradışı bir başarısı, benzeri daha önce hiç duyulmamış bir yeniliği yahut fikri, olağanüstü bir ekibi ve onun dillere destan çalışması ortada yokken yeni bir seçimi kazanabilir mi?

Yanıtınızı duyar gibiyim. Ve evet, bence de öyle...

İlgili içerikler

Turnuvalar ve organizasyonlarTüm haberler