Tarih 3 Ağustos 2004, Ürgüp'te, ülkemizde Avrupa Yaş Grupları Şampiyonası düzenleniyor. 6 tur oynanmış, boş gün geçiriliyor. Her zaman olduğu gibi, Başkanı olduğum federasyonun, mükemmel organizasyonlarından birisi gerçekleştiriliyor.

Özerkliğimizi kazanalı 3 ay olmamış. Bakalım o tarihlerde kim hangi görevlerdeymiş önce. Asbaşkanım Ahmet Haznedaroğlu, Teknik Kurul Başkanım ve kardeşim bildiğim kişi Cengiz Özdemir Keleş (yarışma başhakemi), bugünkü yönetim kurulumuzdan görevde olan kimse yok yönetim kurulunda. Genel Sekreterimiz Recep Şahin'di. MHK Başkanı Hasan Salih Acar, üyeleri ise Ferruh Kangöz, Müslim Ersoy, Halil Hilmi Darı, Selçuk Büyükvural idi. Yarışma sırasında, hakemlerimizin arasında huzursuzluklar gözüme çarpmıştı. O gün görev yapan tüm hakemlerimiz ya benim öğrencimdi (Cengiz Özdemir Keleş, Selçuk Büyükvural, Müslim Ersoy, Ferruh Kangöz, vb.) ya da öğrencilerimin öğrencisiydi. Sonuç olarak, tüm bu öğrencilerime, yarışmaların selametinin her şeyden öte olduğunu verdiğim seminerlerde ve hakemlik kurslarında defalarca söylemiştim.

2 Ağustos 2004 akşamı yaptıkları toplantıda MHK istifa etmiş, MHK'deki arkadaşlarımız bunu, 'sayın Başkan yolunu açıyoruz, seçime girerken elini rahatlatıyoruz' diyerek- ki tabii alakası yok- bana bildiriyorlardı. Henüz saçlarımın dökülmediği ve simsiyah olduğu günlerdi onlar. MHK ile istişaremizde, asıl nedenin farklı olduğu, ancak bunu Halil Hilmi Darı ve Selçuk Büyükvural'ın bilmediğini öğrendim. Daha sonra geri kalanların dertlerini de anı olarak paylaşacağım sizlerle. Ama, asıl neden seçimlerdi. MHK üyelerinin bazıları, hali hazırda, Cengiz Özdemir Keleş'in başkan adaylığını desteklemek üzere seçim gezilerine başlamıştı. Türkiye Haritası çizilmiş, kim nereye gidecek belirlenmiş, bana nasıl kazık atılacağı yazılmış, (e-postalarımı silmediğimi herkes biliyor, yazdıklarımı ispatlarım!), kimin nasıl döndürüleceğine ilişkin adımlar atılmıştı. Hatta o kadar ileri gidilmişti ki, Avrupa Yaş Grupları Şampiyonasında bir sıkıntı çıkartılması için de hesaplar yapılmıştı.

Flash back:

Yavuz Sultan Selim İlk Öğretim Okulu, 1973.

Okulda birkaç çocuk beni köşeye sıkıştırdı. 'Aptal satranççı, aptal satranççı' diye; kızdırdılar. Çok üzüldüm. Eve geldim ağlayarak babama durumu anlattım. Babam bana: 'Oğlum, üzülme, bırak seni aptal sansınlar, özellikle bunu söyleyenler ahmaksa' dedi.

Yeniden 3 Ağustos 2004, öğle saatleri

Selçuk Büyükvural'ı çağırıp akşam saat 8'de, yarışmadaki Türk hakemlerimizi toplamasını ve konuşmak istediğimi belirtmiştim.

Akşam 8'de toplantı başladı, aşağıdaki oturma düzeniyle! Bu düzeni, hakem arkadaşlarımız ayarlamıştı.

Toplantıda hakem arkadaşlarımıza yaptığımız şampiyonanın öneminden söz ettim. Kulağıma gelen temel sıkıntıları alacakları tazminat ücretiydi. Özerk olmadan önce, konaklama ve yemek karşılanıyorsa, hakemler 1/3 görev ücreti alırlardı. Genel Sekreterimiz, her ne kadar özerk olsak da, Genel Kurul kararı almadan tam ücret ödeyemeyeceğini söylüyordu. Ben de hakem arkadaşlarımıza, 'elimden geleni yapacağımı, başkan olsam da olmasam da ilk genel kurulda bu durumu düzelteceğimi ilettim ve söz verdim. Sözüm senettir, siz işinize bakın hepinizin unutmaması gereken, ülkemizde ilk kez bu kadar önemli bir Avrupa Şampiyonası düzenleniyor olmasıdır', diye vurguladım.

Ben sözümü bitirdim, tam karşımda oturan Müslim Ersoy sözü aldı, aynen şu sözleri söyledi:

'Başkan bey, Başkan bey, lafla peynir gemisi yürümez! Bu laflara karnımız tok! Ya bu akşam ödememizi tam yaparsın, ya da yarın sabah hepimiz gideriz' dedi.

Aynen böyle söyledi, isimleri yazıyorum, sorabilirsiniz. Çok şükür anımsadığım kadarıyla tüm bu dostlarımız yaşıyor.

Sizce benim yanıtım ne oldu? Tam dediğim şeyi yazamayacağım, ama, özetle, 'siz kimsiniz de, bu ülkenin bir turnuvasını sabote etmeye kalkıyorsunuz, isteyen kalır, işine gitmeyen defolur bu akşam gider, eşimi dostumu çağırırım, yabancı hocalara rica ederim, ben bu turnuvayı sizsiz de bitiririm.' dedim.

Tabii yalnız kalmadım. Olgun Kulaç, Gürel Kulleş, birkaç arkadaş daha, 'ne oluyoruz bunun için mi çağırdınız bizi buraya, bizim bu tavırdan bilgimiz yok' dediler, tepki koydular.

O arada, Cengiz'in arkadan, 'bir saniye germeye gerek yok, konuşalım' gibi bir şeyler söylediğini ve sesinin çok endişeli olduğunu iyi anımsıyorum. Sanki olaylardan haberi yokmuş gibi. Ona da, 'Sen sus, başkanın konuşuyor, sus ve sesini çıkartma, senle sonra konuşacağız' dediğimi anımsıyorum.

Nitekim kimse gitmedi, gitme fikrini yaratan fesatçılar da bir daha görev alamadılar bu güne kadar.

Organizasyonu bitirdik, ilk Avrupa madalyalarımızdan birini aldık, Oğulcan Kanmazalp ile. Herkes evine döndü.

Hemen kapanışın bir iki gün gerisine dönelim. Kadim dostum, can dostum, ağabeyim, Tahsin Aktar, kapanıştan bir iki gün önce olayları duyunca Ürgüp'e geldi. Benim moralim çok bozuktu. Bir tarafta uzun süredir, karnı burnunda eşimi ve 6 yaşındaki kızımı, bu organizasyon nedeniyle görememek, öbür tarafta aldatılmak. Üstelik, bunu yapanların, başkanlığı hemen bırakmaya hazır olduğum dostlarım olması?

Ben kesin kararlıydım, bırakacağım dedim.

Tahsin ağabeyle birlikte, yola çıktık, önce Tahsin Aktar'ı Adana'ya bırakacak, sonra da Silifke'ye eşimin ve kızımın yanına gidecektim. Yolda Tahsin Ağabey, her zamanki inceliği ile beni ikna etmeye çalıştı. Adana'ya onu bıraktıktan sonra, Mersin'e geldim. Mahir Tulay ve Gülkız Tulay beni evlerinde konuk ettiler. Mahir bey ve Gülkız hanım, sabaha kadar beni ikna etmek için dil döktüler. En sonunda Mahir bey, 'Olmaz Ali Nihat bey, siz bırakamazsınız, bu adamlar 4 yıllık emeği 1-2 günde bitirirler, baksanıza nasıl hareket ettiklerine' dedi. Gülkız hanım, gerek Ürgüp'te gerekse Ürgüp öncesinde ben şampiyona için koştururken, arkamdan nasıl seçim tezgâhları döndürüldüğünü anlattı. Gülkız Hanıma, yönetime girmesi koşuluyla olur dedim sonunda...

Bu arada Cengiz'le de bir konuşmamız oldu. Onu da daha sonra anlatayım isterseniz, 3 Ağustos akşamı saat 23:00 gibi, Bu konuşmayı da herkes bilmeli...

Şimdi, bu anıdan ne ders çıkartılabilir? Sizce?

Daha çok anı var..

Paylaşacağım...

İlgili içerikler

Turnuvalar ve organizasyonlarTüm haberler