Ali İpek benim bu hayatta tanıdığım en mütevazı, en sessiz isimlerden biriydi. Hani tanımaktan dolayı hep içten içe mutluluk duyduğunuz, yanında olmaktan, sohbetinden keyif aldığınız ama bir yanıyla da hep yalnızlık hissi uyandıran insanlar vardır ya işte öyle biriydi Ali İpek.

TSF'ye ne zaman ziyarete gelse yahut bir kitap için uğrasa benim davetimle odama gelirdi. Hiç kimseyi rahatsız etmek istemez, sorulmadan fikrini söylemez, karşısındakini de dikkatle dinler ve kırmadan, incitmeden düşüncesini belirtirdi. Ve en önemlisi ciddiyetle espri yapar, birden bire hiç beklenmedik bir sözle en tartışmalı durumlara sizi gülümsetebilirdi.

Hastalığı sırasında kendisini evinde ziyaret ettiğimde onca yaşam mücadelesi arasında bile satrançla nasıl içiçe olduğuna, gelişmeleri takip ettiğine ve hep bir sonraki turnuvayı düşünerek zamanını geçirdiğine tanık olmuş ve onun bu enerjisinin amansız hastalığını da yenebileceğine dair bir iyimserlikle yanından ayrılmıştım.

Ne yazık ki öyle olmadı.

Ali İpek, kıymeti kendinden menkul, şişirilmiş egolu, küçük dağları ben yarattım kalabalığının içinde bir mütevazılık abidesi idi. Logosunu tasarladığı TSF bugün 210 bine yaklaşan lisans sayısıyla farklı bir yere gelebildi ise onun gibi satranç işçilerinin, emektarlarının sessiz mücadelelerinin attığı temel üzerinden yükselerek geldi.

Onunla yaptığım röportajda gençlere tavsiyesi; hızlı ve yüzeysel analiz yapmaktan kaçınmaları ve kendilerini daha güçlülerle sınamalarıydı. Buna yapabileceğim zorunlu ek hiç kuşkusuz ne kadar başarılı olunursa olunsun kişinin kendi önemini asla abartmamasıdır.

Mütevazılık günümüzün yükselen değeri olmayabilir ancak onun değerini bilenler için eşsiz yerini her zaman koruyacaktır.

Mekanı cennet olsun.

İlgili içerikler

Turnuvalar ve organizasyonlarTüm haberler