Ali ağabey aramızdan ayrıldı.
Diyecek çok şey var, ama düşünürken gözlerim doluyor. Aslında tam da sözün bittiği yer. Ama, gençlerimizin, çocuklarımızın anısında her zaman yaşıyor olacak-olsun diye, o yüzden, ben de son görevimi böyle yapıyorum.
1978 yılında tanıdım ilk kez Ali'yi... O zaman bir efsaneydi! Artık tam bir efsane oluyor. Beyefendiydi, her zaman yardım severdi. Askerlik yıllarını, İSD'de olan birlikteliğimizi, oynadığı maçları anımsıyorum.
Bir gün dernekte, bir turnuva öncesinde sohbet ederken kendisiyle oynayacak bir dostumuz nasıl oynadığını sordu. Kayhan Öztürk yanıtladı: 'İnanılmaz! arka arkaya tuzaklar kuran, fikirler geliştiren bir pozisyon ustası. Tek hamlen oluyor, onu oynuyorsun ardından yeni bir sorunu çözmeye çalışıyorsun....'
Bir kaç kez kendisiyle simültane gösterilerde oynadım, gerçekten çok mükemmel bir insandı. Az konuşur, ama konuştuğunda kopardınız...
Müthiş esprileri olan süprizleri seven bir insandı.
Bu kez süpriz yapmadı, yakalandığı amansız hastalık onu elimizden, göz göre göre, hepimizi çaresiz bir şekilde bırakarak çekip aldı. Bu sabah kötü haberi aldığımda (05.55) son nefesini vermeden önce 40 kilograma kadar düştüğünü öğrendim. Ali'nin oynadığı ve kaybettiği bu son maçta hakem kararı geçerli oldu...
80'li yılların başında, Nevzat Süer ile oynadıkları bir Türkiye Şampiyonası maçını yönetiyordum. Yerini bugün gibi anımsıyorum. Tepebaşı'ndaki İSD'de oynanıyordu. Ali 20 hamle 1 dakika zaman sıkışmasındaydı, beyaz taşlarla oynuyordu. Rahmetli Süer ise tanıyanların bildiği gibi, hamlelerini İngiliz notasyonuyla yazardı. Ayrıca, beyazların bölümüne hem beyaz hem siyah hamlelerini yazardı, böylece notasyon kağıdının ön yüzüne 80 hamle sığdırırdı. O da nur içinde yatsın. Nevzat Bey, 4-5 hamle biriktiriyor, sonra yazıyordu. Müdahale ettim ve kendisini uyardım. Bana çok kötü baktı. Tekrar yapınca tekrar uyardım. Bu kez 'sen kimsin?' dedi. Ben de 'hakemim ve tekrar yaparsanız sıfır alacaksınız!' dedim.. Bir daha yapmadı. Maç ertelendi zarfa kondu. Sonra ortalık karıştı. Sonra haklı olduğum ortaya çıktı ama sıkıntılı saatler geçirdiğimi söyleyebilirim. Ali ağabey ertesi gün gelmedi, pozisyonu kayıptı zaten. Ama sonra beni gördüğünde teşekkür etti, tabii görevimi yapmıştım sadece.
1987 yılında, satrancı bıraktım. Bunun nedeni Türkiye Şampiyonasında başhakemlik yaparken (Odakule'de), o zamanki federasyonun kararlarıma müdahale edip değiştirmek istemesiydi. Ankara'ya geldim TRT'de görevime başladım. Sonra, 1991 yılında Ali Ağabeyin açtığı ve sorumlusu olduğu TED Kolejliler Satranç Merkezi'nde düzenlenen Türkiye Şampiyonasına gittim. Hem kendisini hem de diğer arkadaşlarımı görmek için. Rahmetli Olgaç'ın beni merdivenlerde yakalayıp döve döve (tabiri caizse) satranca geri döndürmesiyle sonuçlandı bu ziyaret.
Ali Ağabey ile her zaman iletişimdeydik. O, yönetim kurulu üyesi oldu, Emrehan Halıcı'nın başkanlığında. daha sonra teknik kurulda birlikte görev yaptık. Bugün geçerli olan liglerimizin formatlarını o zaman birlikte oluşturduk. Tahsin Aktar, Ali İpek ve ben... çok mesai yaptık o zamanlar birlikte.
1993 - Balkan Şampiyonası - Ankara (Ali İpek'in arşivinden alınmıştır)
Aradan yıllar geçti. 1995'te satrancı tekrar bıraktım. Benzer nedenlerdi, bu karara beni yönlendiren, en önemlisi de İsviçre'de kazandığım bursla master yapmamdı.
2000 yılının Nisan ayında, Ali Ağabey, TRT'de makamıma geldi, beni ziyaret etti.
'Ali Nihat, federasyonun durumu çok iyi değil, senin başkan olmanı istiyorum' dedi. Zorladı, ikna etti. Ben de aday oldum.
Başkanlık seçimlerinde onun da desteğiyle kazandık...
Bugün bakıyorum da, eksikliği nasıl dolacak? Yanıt bulamıyorum. Türk Satrancı çok önemli bir figürünü kaybetti.
Müthiş zeki, efendi, çok nükteli birisiydi. Öyle zamanlarda öyle espriler yapardı ki... Çok yetenek keşfetti ve yetiştirdi...
Örneğin, cep telefonu aldı, bana numarasını söylüyordu: '764, 64 satrancı temsil ediyor, 47 yaşım, 02 de Türkiye Şampiyonalarında kadrolu derecem, nasıl Ali Nihat?'
Ali İpek, yaklaşık altı aydır kanser tedavisi görüyordu. Başında uyumluydu mücadeleciydi. Ama son 2 aydır, kemoterapiyi istemedi, böbreklerinde sorun oldu. Allah acısından kurtardı diyebiliriz...
Başka ne diyebiliriz ki? Sözün bittiği yer...
Hep anımsanacaksın Ali Ağabey! Nur içinde yat.
Ölümün Yükselişi ve Çöküşü
Ne zaman bir yakını ölse birinin,
Onu ilk-ölüm sanır kalır o.
Ne zaman bir sevdiği ölse birinin,
Onu en-ölüm alır kalır o.
Ne zaman bir saydığı ölse birinin,
Onu hep-ölüm bulur kalır o.
Ne zaman bir-bildiği ölse birinin,
Onu son-ölüm sayar kalır o.
Ne zaman bir umduğu ölse birinin,
Onu yok-ölüm duyar kalır o.
Ne zaman bir her şeyi ölse birinin,
Kendini ölümlere yaşar kalır o.
Ne zaman bir kendisi ölse birinin,
Ölümlerde kendini yaşar kalır o?
Özdemir Asaf



