Hepimiz ilgiyle okuruz, NBA liginde; Semih Erden, Hido, Memo ve Ersan'ın başarılarını. Nevin Yanıt Dünya şampiyonu olduğumuzda göğsümüz kabarır, İpek Şenoğlu tur atladığında gurur duyarız. Sporcu yanlış da yapsa, şanlı bayrağımızı yükselttiğinde unutmak, başarılarıyla mutlu olmak çok doğaldır.

Sporcu kolay yetişmiyor. En iyisi kendimi karşı örnek olarak kullanmak diye düşünüyorum. Bu ülke beni eğitti, masraflarımı karşıladı, burs verdi, okuttu ve mühendis yaptı. Üstelik iyi mühendislerinden birisi olarak yetiştirdi. Maaş verdi, el üstünde tuttu. Okuduğum okulda laboratuarlar kurdu, profesörlerin maaşını ödedi, gerekti yurtdışına yollayıp bilgimi görgümü artırdı, gerekti izin verdi, her türlü desteği verdi, üstüne üstlük iyi de bir yaşam kalitesi sundu bana. Benim gibi oysa on binlerce mühendis var bu ülkede. Hepimiz yemin ettik diplomamızı alırken, meslek ilkelerine uyacağımıza. Ülkemiz için elimizden geleni yapacağımıza! Yaptığımızı da düşünüyorum. Ne güzel ki benim gibi onbinlerce mühendis var bu ülkede.

Peki bir sporcu? Bu ülkeyi temsil eden, bayrağını göndere çektirip milli marşımızı, göğsümüzü kabartarak söyleten, bizleri mutluluktan zıplatan sporcular? Onlara da aynı değerin verilmesi hatta daha da fazlası gerekmez mi? Onların el üstünde tutulması? Hatta çok daha fazlası? Değil mi? çok gerekli. Üstelik bunu yapan sadece Türkiye'de değil dünyada da birkaç kişiden biriyse. Bu sözleri her toplantıda spor camiasına iletirim. İnanıyorum çünkü. Siz sporcuya göz bebeği gibi bakacaksınız, kaprislerine, hatalarına, yerli yersiz ve gereksiz çıkışlarına hoşgörüyle ve pozitif yaklaşacaksınız, ama disiplini de elden bırakmayacaksınız, o da işini yapacak. Sonuçta yönetici unutulur gider, ama sporcu her zaman kalıcı olur. Amaç spor ve sporcu çünkü!

Biz de bu düşüncelerle 2005 yılında ülkemizin yetiştirdiği zamanın bizden yetişen en iyi satranç sporcusu olan Suat Atalık'tan gelen talep üzerine kendisiyle görüştük. Aradaki ortak dostlarımız (! - oysa değilmişler) elçi oldular, kendisi de artık ülkeye dönmeyi istediğini belirtmişti bize. Biliyorsunuz kendisi Bosna adına oynadı uzun yıllar...... Bir araya geldik konuştuk, anlaştık, üstelik olur da yarın başkaları gelir takar diye önüne uzun soluklu bir de sözleşme koyduk. Yönetim Kurulunda çok ciddi bir reaksiyon almıştım oysa. Arkadaşlarımız, " 'emin misin', yararından çok zararı olur" diye karşı çıkmışlardı. Ama ikna yeteneğimi kullandım, inandığım şeyi yaptım: 'Türklerde erdem ve değerler yok' demesine rağmen.. (okumak için tıklayınız - kaynak www.satrancokulu.com ) O güne kadarki tüm federasyonlarla ve miili takım sporcularıyla problemli olmasına rağmen..

Yaşamımda yaptığım hatalardan asla pişmanlık duymadım, aynısını tekrar yapmamaya gayret ederek. Zamanın koşulları, o andaki durumlar en iyi kararı vermenizi sağlıyorsa, bu kararı verirken inanıyorsanız, o kararı vereceksiniz, başka türlü olmaz.

Ben bu kararı verirken, ülkede satrancın 's' harfi yokken sıkıntılar yaşamış, çekmiş başka bir ülkeye gitmiş, en iyi sporcumuza bu ülkenin bir borcu olarak görüyordum bunu.

Ancak olmadı!

Sporcumuz için 2 yılda 250.000 TL'den fazla para harcadık, ama kendisi bununla yetinmedi. Kendisine benzeri görülmemiş şekilde verilen olanaklara karşı, en iyi sporcumuz olmakla yetinemedi ve konumunu karıştırdı. Tamamen gerçek dışı, aslı astarı olmayan iddialarla kişiliğimize, federasyonumuza saldırılarda bulundu ve bu davranışlarını yurtdışında da sürdürdü. Bu durumda yollarımızı ayırdık. Yine de sonrasında üstüne gitmedik. Düşündük ki, aklı başına gelir, hatalarından vazgeçer, ülkesine, ekmek kapısı olan satranca saygı duyar. Yetişen pırıl pırıl genç yetenekli satranççılarımıza biraz ağabeylik yapsaydı, bugün küs olduğu hepsi, belki ona biraz saygı duyuyor olurlardı.

Ancak o da olmadı!

Sporcumuz, üyesi olduğu ve ELO listesinde bir numara olduğu Federasyonun FIDE'den atılması için, FIDE Etik Kurulu'na başvurdu. Yanlış okumadınız. Kendine Satranç dâhisi diyen dünyadaki tek satranççı 7, 8, 9 yaşındaki gelecek vaat eden sporcuların, kendisinin, aynı şekilde eşinin, onbinlerce satranç sporcusunun bağlı olduğu federasyonun satranç dışına çıkartılması için FIDE'ye başvurdu. Tabii benim de FIDE'den atılmamı istedi, o ayrı. Onu husumete bağlıyorum da, ben bugün başkanım, yarın olmam, olsun biz aldatılmaya, iftiraya, ihanete, kötülük görmeye artık alıştık, çok fazla dert değil, ama federasyonun ihracının istenmesini anlayamıyorum, anlamayacağım, bağışlamayacağım, gerekli hukuki süreçleri başlatacağız.

Suat Atalık'ın FIDE'ye dilekçesi

Tabii ne kadar üzücü, içimizi cızlatan bir talep olsa da, bir o kadar da komik ve saçma sapan bir şey. Aslı astarı olmayan iddialar. Sporcu, ben bir numarayım, yakışan elbiseyi giyeyim diyemedi, demeyi bilemedi!

'Satranç Dâhimiz', kızı olabilecek yaşta, 7 kez Türkiye Şampiyonu olmuş parlayan yıldızımıza, bir kaç yıldır işgal ettiği 40 yıllık kutsal köşeden umarsızca saldırdı. Türk sporcularının başarılarını görmedi, alınan onlarca altın madalyayı yazmadı, hiçbirini kutlamadı, alınan GM unvanlarını kutlamadı, üstüne üstlük bilgisizce ve yanlış şekilde 'kolay GM oldular, enflasyon var' dedi. Kendisi 30 küsur yaşında büyük usta olmuşken, 20 yaşında büyük usta olan kendisinden 27 yaş küçük çocuklarımızı çekemedi. Sporcularımızın kazandığı maçlarda şaibe olduğunu iddia etti, Dünya Şampiyonasında tur atlamalarına çamur bulaştırmaya kalktı. Köşesini ailesinin bahçesinde yaktığı barbekü gibi kullanıp, Türk satrancını da kömür gibi ateşe atmaya çalıştı. Ama artık sabrımız ve hoşgörümüz bitti, 'biz yönetimiz, federasyonuz, her zaman daha anlayışlı olalım dedik', ama artık buna daha fazla anlayış gösteremeyeceğiz.

Çünkü bu ülkeyi kuran önder demiş ki: Ben sporcunun 'Zeki, Çevik ve Ahlaklısını' severim. O yüzden olmaz.

İnsan ekmek yediği spora, ülkesine, yaşamında tanıdığı tüm insanlara, bulutların üzerinden curling yapar gibi bakarsa, olmaz efendim, olamaz.

Rahmetli Kahraman hocam, bir gün odama gelmiş,

'Evlat, ben ne yaptım da elimi sıkmaktan imtina ediyor bu adam? Ne kadar üzülüyorum bir bilsen. Aklıma geliyor gidip kendisine 'Oğlum ben sana bir gün büyük usta olamazsın dememiştim' desem nasıl olur?' diye serzenişte bulunmuştu.

Mali Genel Kurulda ilk sözü Suat Atalık aldı aleyhte konuşmak için. Vücut diliyle, konuşma tarzıyla, hiçte ELO'suna (!) yakışmayan bir şekilde demediğini bırakmadı. Bakalım ne demiş dâhimiz?

  • 2012 Dünya Satranç Olimpiyatlarının İstanbul'a alınması sürecinde 178.000 TL olarak harcanan rakamın rüşvet olarak verildiği iddiası:

Yanıtımız: Komik, çirkin, aslı astarı olmayan bir iddia. Konuğunuza, tanıtım yaptığınız birine yemek sunmanız rüşvet midir? Ya da tanıtım amacıyla, stand açmanız, bunun için stand kiralamanız rüşvet midir? Ya da bir Türk gecesi düzenleyip, tüm delegelere döner, pilavdan oluşan bir menüyle ikramda bulunurken, sunum yaparak neden İstanbul'un daha iyi olduğunu anlatmanız rüşvet midir? Satranç 'dâhimiz' aynı zamanda olimpiyatların ülkemize alınmasına da karşı çıkıyor. Ona göre ülkemizde hiç faaliyet yapılmasa daha iyi olacak, hakaretlerinin ve saldırılarının devamında bunları söylüyor, üstelik çarpıtarak ve bize iftiralar atarak.

Biz rüşvet iftirasına yanıt vermeye devam edelim. İddia aslında, söylenenlerin geneline bakıldığında, iftiracıların, her türlü yatırıma, her türlü yeniliğe, sponsorluğa karşı çıkan, olayları tamamen çarpıtıp, tamamen farklı bir adla betimleyip, sonra da sanki bu uydurdukları ad gerçek bir şeymiş gibi, üstüne bina kurmaya çalışan 'sakil' (çirkin, kaba, uyumsuz) bir zihniyet.

Zaten nedir sıkıntısı bu zihniyetin biliyor musunuz? Hiç düşündünüz mü? Bu Suat'lar ve birkaç kuru gürültü dostları ya da düşmanının-düşmanı olan dostlarından oluşan şahıslar neden böyle saldırıyor bize? Nedeni çok açık aslında. Adamın biri geliyor, mükemmel ekibini kuruyor, gündüzlü geceli çalışıyor, başarının zaman alacağını, yatırım ve sabır gerektiğini biliyor ve gençleri alıp alternatif yapıyor. Oysa astığım astık, kestiğim kestik, öttürdüğüm düdük diye, kendine 'satranççı' diyen, hiçbir gelecek vaat etmeyen adamların biri mesela 2000 yılında ELO listemizde 3ncü sıradayken, 300ncü sıraya iniyor, milli takımda 'eşyanın doğası gereği' artık oynayamıyor, ne olacak tabii ki kişisel çıkarları için saldıracaklar. Bizden önce nasıldı? Kime yenilirse yenilsin yerleri garanti olan bu aristokrat kitlesi diledikleri ahkâmı kesiyorlardı. Yoksa bir insan bu kadar madalya, bu kadar başarıyı göz ardı edip -tamam bize ne yapıyorsa yapsın da- çocuğu yaşındaki genç sporcularımıza böylesine acımasız şekilde saldırır mı? Yazdığı köşeyi sanki ailesinin hatıra defteri gibi kullanır mı? Ona kalsa, ne var ne yok kendisine ve eşine harcansın, bu önemli. Ona kalsa, çoluk, çocuk, kadın satrancı ne demek kendisi bulutların üzerinde curling yaparken, aşağıdaki 'zavallı' insanlar da kim?

Neyse konumuza dönelim tekrar.

Dresden'de yapılan FIDE Genel Kurulunda Olimpiyatların ülkemize alınması için bir tek kişiye bir tek kuruş rüşvet verilmemiştir. Hiçbir delegenin uçak, konaklama masrafı (benim dışımda) bütçemizden karşılanmamıştır. Ben de sanırım ve siz de takdir edersiniz ki, masraflarım karşılandı diye İstanbul için oy atmadım.

Bakın 178.000 TL harcamışız olimpiyatları almak için. Ben merak ediyorum, acaba Norveç, 2014 yılında Tromso'da düzenlenecek olan olimpiyatları almak için ne harcadı? Siz de ediyor musunuz?

Gelin beraber bakalım isterseniz. Norveç'ten gelen resmi yazı

Ne kadarmış? Norveç Federasyonu, olimpiyatları almak için 1.7 milyon Avro harcamış. Vay, vay, vay...

Acaba rüşvet mi bu? Bu adamların hiç aklı yok mu yahu? Kalkıyorlar, milyonlarca Avro harcayıp olimpiyat düzenliyorlar, dâhimizin deyimiyle, ne gereği var değil mi?

Dâhimiz konuşmasında, diyor ki, 21 milyon TL neden harcayacaksınız bu olimpiyata.

Tabii para cebimizde harcayacak yer arıyorduk, olimpiyat olsun dedik sanki.

İnanılır gibi değil yani. Ayrıntısına kadar, kuruşuna kadar bütçe planlanmış, bakanlıktan onay alınmış, aday olunmuş, bakanlık bu meblağ için garanti vermiş, organizasyon alınmış, Bakan beyin başkanlığında yönetim kurulu toplantısı yapılmış, bütçe tekrar görüşülmüş, tekrar alınmış, bunlar hala bulutlarda curling yapıyorlar. Bugüne kadar yapılamamış olimpiyat yapalım istiyoruz ama bunu yaparken o süreç içinde bir sürü tanıtım faaliyeti, organizasyon yapalım ki ülke satrancını da daha yaygın ve tanınır hale getirelim diyoruz..Binlerce öğrenciyi salonlara getirelim, bu en büyük satranç organizasyonu gösterelim istiyoruz... Tüm Türkiye bu Olimpiyatla gurur duysun istiyoruz. Üstelik bu isteğimizi devlet bizden istiyor. Devlet diyordu ki, 'Gidin olimpiyatları alın gelin!'

  • Sonra dâhimiz Genel Kurulda yaptığı konuşmasında, Bosna Federasyonuna nasıl 25.000 AVRO bulduğumu anlatıp, bunu da Avrupa Seçimlerinde rüşvet gibi kullandığımı iddia ediyor.

Pes doğrusu! Nedir gerçek bakalım.

Bosna federasyonu gelip benden yardım istedi. Ben gitmedim ayaklarına, onlar geldi ve benden yardım istedi. Ben de kendilerine bir sponsor buldum. Bir Türk firması değil. Türkiye ile ilgisi yok. Bana vekaletlerini verdiler kendi istekleriyle, ama seçimde kullanmadım. Peki, neden konuşuyor bu iftiraları atıyorsun? Anlamak zor! Gidersin Bosna federasyonuna sorarsın anlatırlar dâhi bey! Zaten yıllarca oynadın orada, gerçi ayrılırken oradakileri de aynı şekilde yerlere vuruyordun ya. Arkandan bin-pişman mahvolmuşlar. Eğer birisi, 'Türkiye bitti de bizim başkan Bosna Hersek Federasyonuna da sponsor mu buluyor?' derse, Türkiye'de biten bir şey yok ama, Bosna Hersek'e de sponsor bulurum tabii, isteyen başka birisi olsun ona da bulurum. Biz okuduk, eğitim aldık, işimizi biliyoruz, nasıl yapacağımızı da. Anlamayanlar sussunlar... Dileyen tabelaya bakar! Var mı bizim sponsordan büyüğü bu ülkede?

Onlar tabi inanamıyorlar, bizim ne kadar ahlaklı olduğumuza! Onlar şöyle düşünüyor, 'biz olsaydık ne yapardık- O da bunu yapmıştır' diye! Böyle komik bir şey olur mu? Kim hangi federasyona nasıl para verir? Verirse ve vekâletini alırsa nasıl geri verir? İnanılır gibi değil. Tam bir iftira.

Neyse, devam edelim.

  • Efendim, kendisi ve kıymetli eşinden yurtdışında turnuvaya gidebilmeleri için taahhütname istemişiz.

Evet, istedik, bir sporcu kendi kararıyla turnuvaya giderse, bu federasyon aracılığıyla olmuyorsa, en doğrusu budur. Diyelim gittiniz, bir borç doğdu, bir sorun doğdu, bir sıkıntı çıktı. Ne yapacağız bizden habersiz mi gitti diyeceğiz? Olur mu öyle şey? Bu yönetim kurulumuzun bir kararıdır ve sadece satranç dâhimiz ve eşi için değil tüm sporcularımız için geçerlidir. Kimse Federasyona danışmadan kafasına göre turnuvaya gitmesin, bu tüm sporlarda, tüm sporcular için geçerli. Peki, istedik de, verdiler mi taahhüt? Yo, son derece çirkin yanıtlar verdiler. Ne yaptık peki, ceza kuruluna verdik mi, bir yaptırım uyguladık mı? Uygulamadık. Madem rahatsız oluyorlar bu durumdan o zaman uygulayalım bundan sonra bakalım ne olacak.

İnanılır gibi değil.

  • Efendim grandprix kurallarını bozmuşuz. FIDE Women Grandprix'de karısı oynamalıymış, neden biz Betül'ü oynatmışız.

Yani... Dâhimiz bunu oğluna anlatsın (3 yaşında Allah bağışlasın, anneli babalı büyütsün) belki o inanır.

FIDE Women Grandprix'de organizatörler istedikleri sporcuyu aday olarak gösteriyorlar. Hatta bunun genel kurulda örneğini de verdim. Şili organizatörleri, bırakın aynı şehirden bir aday göstermeyi, Ekvator'dan Marta Fierro'yu aday gösterdiler.

Bulutlarda curling!

  • Bir başka eleştiri hem eleştiri hem hakaret. Dâhimiz diyor ki, FIDE ve Devlet, Ali Nihat YAZICI'yı tutuyor. Tutmak zorunda!

Dâhimize göre, bizim düzenlediğimiz turnuvalar kimsenin düzenlemek istemediği turnuvalar. Bizden başka düzenleyen de yok. Biz saçma sapan bedellerle bu turnuvaları düzenliyormuşuz, böylece, FIDE çok mutlu oluyormuş, anlaşılan o ki, FIDE Başkanı sevgili dostum Kirsan da benden vazgeçemiyormuş. Hani benden vazgeçerse bir daha o turnuvaları düzenlemem, FIDE batar. Zaten FIDE, bizden önce bataktı ya. Bizim sayemizde düze çıktı.

Yani gülsem mi ağlasam mı, ne ayıp değil mi?

Ben şöyle söyleyebilirim. 2007 Dünya Yaş Grupları, 2009 Dünya Yaş Grupları, 2007 Avrupa Kulüpler Şampiyonası, 2004 Avrupa Yaş Grupları Şampiyonası, 2010 Dünya Kadınlar Şampiyonası, 2009 Dünya Takımlar Şampiyonası, vesaire, vesaire...

Merak eden gider, FIDE toplantı tutanaklarından kaç aday varmış diye bakar. Merak eden 2007, 2010 gelir gider tablomuza bakar, ne yapmışız ne etmişiz görür. Ama bunlar normal insanların anlayacağı, takdir edeceği şeyler, dâhilere küçük gelir tabii!

Suat Atalık bize çok hakaret etti, aşağıladı, ama Mali Genel Kurulda Türkiye'ye zavallı demesi, ülkemizi, FIDE'yi aşağılaması affedilecek şeyler değil.

FIDE bizi neden tutuyor, Devlet neden arkamızda? Çok net bir şekilde olağanüstü iyiyiz de ondan. Hiç aklınıza gelmiyor mu bu? Hiç göremiyor musunuz farkı? Sanki on yıl önce başka bir ülkedeydiniz hepiniz! Bunlar nasıl hakaretler böyle? Nasıl bir sporculuk ahlakı bu? Nasıl bir satranç sporcususunuz siz?

En kötü saldırılardan biri ise, 12 Aralık 2010 tarihinde Cumhuriyetin Pazar ilavesinde yazdığı yazı. Hep söyledim, herkese söyledim, benle uğraşın ama, sporcularıma dokunmayın, bunun hesabını sorarız, sporcularımızı kimseye yedirtmeyiz...

Hukuk önünde görüşürüz.

Herkese sevgilerimi sunuyorum.

Mali Genel Kurula ilişkin yazılarım uzun bir süre devam edecek?. Hoşça kalın.

İlgili içerikler

Turnuvalar ve organizasyonlarTüm haberler