GM Atalık'ın, 5 Eylül 2010 tarihli Cumhuriyet gazetesinin Pazar ekinde yer alan yazısı hem TSF ve GSGM'ye, hem de TSF'nin desteklediği sporculara eleştiriler içermekte.

Atalık bu yazısında; kendisine destek verilmediğinden hareketle; TSF'nin seçilmiş yöneticilerini "kurumu ele geçirmiş kişiler", TSF'nin desteklediği sporcularımızı "uluslararası seviyede birer hiç olan kişiler" olarak tanımlamaktadır.

Ayrıca Atalık şaşırtıcı biçimde spordan sorumlu teşkilatın yöneticilerini, yani GSGM Yönetimini de TSF'nin yaptıklarından "rahatsız olmayıp onları gerektiği biçimde soruşturmak" yerine "kullanmakla" suçlamaktadır.

Öncelikle şunu vurgulamalıyım; Atalık'ın TSF Yönetimine olan husumetini, haksız ve hatalı bulsam da anlayabiliyorum.

Ancak Türkiye'nin daha bir yıl öncesine kadar tek GM'si sıfatını taşıyan deneyimli bir Büyükustanın, evladı yaşındaki sporculara olan eleştirisini, öfkesini doğrusu anlayamıyorum.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'ne yönelik eleştirisi ise bence tümüyle anlamsız ve haksızdır.

Ne demek istediğimi izninizle biraz daha açayım.

TSF'nin mevcut yöneticileri bulundukları göreve Genel Kurul'un özgür iradesiyle ve seçilerek gelmişlerdir. Seçimle gelinen makamlar "ele geçirilmezler".

İzninizle şu basit soruya bir yanıt arayalım; eğer seçimleri GM Atalık'ın da aktif biçimde desteklediği ve içinde yer aldığı kişiler kazanmış olsaydı, onlar da TSF'yi ele geçirmiş mi olacaktı?

Seçimleri kazanırsınız ya da kaybedersiniz. Tercih edilir yahut tercih edilmezsiniz. Ama seçilmiş kişilere "kurumu ele geçiren kişiler" derseniz amacınızı aşmış olursunuz.

Bir diğer önemli konu Atalık'ın GSGM Yönetimine yönelttiği suçlamalardır.

Başkan Ali Nihat Yazıcı'nın son on yılda geçirdiği teftiş sayısını ben tam olarak bilemiyorum. Ancak benim yalnızca son beş, altı yılda tanık olduklarımın sayısı beşi buluyor.

Bu teftişlerin büyük çoğunluğu ise ismini satranç ailemizin yakından bildiği iki, üç kişi tarafından gönderilen ihbar mektupları ile başlatıldı.

Yani, seçimli Genel Kurul'da delegelerin çoğunluk oylarına mazhar olamayanlar sonuca saygı duymak yerine çıkış yolunu "ihbar mektuplarında" aradılar.

Doğrusu bu yöntemi yanlış bulsam da bir hak olarak itirazım söz konusu olamaz. Ancak, onların bu üslubuna genel kurul delegeleri destek verseydi bugün bu sütunlarda da onlar yazıyor olurdu o da ayrı bir mesele.

Öte yandan, ihbar mektupları sonucu başlatılmış teftişler seçimi kaybedenlerin istediği gibi sonuçlanmadı diye ülkemiz de satrancın en büyük destekçilerinden biri olan GSGM Yönetimini suçlayabilir miyiz?

Ya da şöyle soralım; bugün görevlerini yapmamakla suçladığınız insanlarla diyelim ki yarın nasıl çalışacaksınız?

Ali Nihat Yazıcı on yıldır TSF Başkanlığını yürütüyor.

Bu on yıl içinde; üç başbakan ve genel müdür, dört hükümet, beş spordan sorumlu devlet bakanı ile çalıştı Yazıcı. (Bu süre içinde gerçekleşen üç seçimli genel kurul ile mali genel kurulları bu hesaba dahil etmiyorum.)

Hal böyleyken, nasıl oluyor da bu kadar hükümet, başbakan, bakan ve genel müdürle çalışıp, bu kadar teftiş geçirip hala ayakta durabiliyor.

Yani bu kadar hükümet, başbakan, bakan, genel müdür ve delegeler görmüyor, bir Suat Atalık görüyor öyle mi?

Vay be.

İlgili içerikler

Turnuvalar ve organizasyonlarTüm haberler