11 Ocak 2010 günü İsrail'e karşı önemli bir maç kazandık. Mert Erdoğdu'nun güçlü rakibine karşı birinci masada kaybetmesinin ardından üç masada da birbirine eşit durumlar vardı. Aslında turnuvanın başından beri güçlü takımlardan birini çelmelemeyi istiyorduk. Bunu yapacağımızı da biliyorduk. Şu çok açık ki - Türkiye'yi bugün 4-0 yenebilecek bir takım yok! O günler tarih oldu. Artık herkes bizden ürküyor. Maça dönelim. Bu birbirine eşit konumlar maçın sonuna kadar devam etti. Önce Mustafa Yılmaz, Sutovsky'e karşı durumunu çok daha iyi hale getirdi. Bütün kararları doğru gibiydi. Emil çok yakın bir dostum ve kardeşim gibi sevdiğim bir arkadaşım. Aynı zamanda müthiş bir sesi olduğunu da belirtmeliyim. Ama bu sporda dostluk koşul olduğu gibi, tahtada af olmaması da kaçınılmaz. Maça dönelim. İsrail milli takım sporcuları maçı kazanmak zorunda olmanın verdiği baskının altındaydılar. Mustafa kazancını garantilemeye başladığında, Emre'nin de konumu kesin eşit hale geldi. Bu iki maçın sonucu imzalanma aşamasına geldiğinde, Barış'ın rakibi, maçı kazanmak için sürekli tekrarı reddetmeyi tercih etti. Çok doğal bu sonuç olarak. Onların tarafından bakıldığında kesin kazanılması gereken bir maç. Barış bunu tabii ki affetmedi ve ustalığını gösterdi. İsrail'e karşı bu ilk yengimiz. Aynı zamanda ilk kez takım olduğumuzun da göstergesi. Biraz bu ülkenin satrancından söz etmek gerekir diye düşünüyorum. Soğuk savaş döneminde, yani Sovyetler dağılmadan önce Dünya satrancının her zaman ilk beşinde yer alan, olimpiyatlarda başarılar kazanan İsrail, İsrail devleti kurulmadan önce de çok kuvvetliydi. Bugün İsrail Dünya sıralamasında üçüncü ülke. Birinci masaları Boris Gelfand Benim şahsi olarak kahramanım. Boris'e hayranım! Benim jenerasyonumdan birisi olarak Dünya Kupasını kazanması ayrı bir memnuniyet. Çok da iyi dostumdur kendisi.

İsrail Satranç Federasyonuyla, Başkan olduğum 9 yıl sürecinde ilişkilerimiz mükemmel oldu. Uluslararası satranç politikalarında hep birbirimizi destekledik. Son 12 ayda iki ülke arasında var olan politik sıkıntılar bile buna engel olmadı. Ancak, Kasım 2009'da Antalya'da düzenlediğimiz Dünya Yaş Grupları Şampiyonasının ardından küçük bir sorun yaşadık. Kapanış töreninde altın madalya kazanan hiçbir ülkenin marşı okunmadı. Zaten Dünya Yaş Gruplarında böyle bir gelenek de yok. Ama, 14 yaş kadınlarda şampiyon olan İsrail'li sporcunun antrenörü ve babası sanki bir tek onların marşı icra edilmemiş gibi konuyu İSF'na taşıdı. İsrail Satranç Federasyonu Başkanı olan arkadaşımız konuya ilişkin FIDE'ye ve çeşitli medya kurumlarına asparagas bir açıklama yaptı. Bunun üzerine biz de aynı medya kurumlarında cevap hakkımızı kullandık ve İsrail'in Ankara Büyükelçiliğine durumu açıklayan ve karşı çıkan, kınayan bir yazı yazdık.

İsrail delegasyonu Bursa'ya kalabalık geldi. Bunun bir nedeni de yaptıkları yanlıştan dolayı ilişkileri düzeltmek istemeleriydi.

10 Ocak Pazar günü akşamı İsrail delegasyonu ile resmi bir görüşme yaptık. Kendilerine yayınlanan haberin ne kadar asparagas olduğunu, nasıl komik bir çirkinlik taşıdığını açıkça ilettik. Bu olayı unutmamızı istediler. Çok açık şekilde bunun nedeninin Federasyon Başkanının deneyimsizliği ve hatası olduğunu vurguladılar. Özür dilediler. Biz de; olayı asla unutmayacağımızı ama anımsamak da istemediğimizi belirttik. İki federasyon arasındaki mükemmel işbirliğinin, bugün var olan ve yarın değişebilecek politik sıkıntılardan etkilenmemesi gerektiğinin de altını çizerek gerekli mesajları verdik. Umuyorum ki İsrail Satrancıyla olan dostluğumuz tıpkı diğer ülkelerle olduğu gibi ebedi olur.

Ne ilginçtir ki; ertesi gün 11 Ocak'ta İsrail'i yendik. Buna 'ilahi adalet' felan demek istemiyorum. Ama bunun sayın Başbakanımızın Davos'ta mükemmel karşı çıkışının yıldönümüne rastlaması da bu yazının başlığını oluşturdu.

One Minute!

Bizler satranççıyız. Politikacı değiliz. Bizler istiyoruz ki dünyada herkes satranççılar kadar akıllı olsun. Savaşlar olmasın! Tek savaş düşünce çarpışması olsun. İnsanoğlu barış içinde yaşasın. Satranççıları kendilerine örnek alsın. Çocuklar ölmesin, satranç oynayabilsinler!

Milli takımımıza maçtan sonra prim verdik. 2 Antrenör, altı sporcu ve milli takım yöneticimize 500 TL prim verdik. Tüm sporcularımızı alınlarından öpüyorum. Onlarla iftihar ediyoruz.

Ben, 2001 Avrupa Takım Şampiyonasında yaşadığımız hezimeti nasıl unuturum? 2000 İstanbul Dünya Satranç Olimpiyatlarında 62nci olmamızı nasıl unuturum? Onları bana ve bize unutturacak tek şey işte bu: Güçlü olmak ve kazanmak. Sporcularımızın, Türk Satrancındaki makus talihi değiştirmelerine milat olan bu başarı, onları genç ve minik şampiyonlarımızın gözünde de idol yapacak.

Hey Dünya satrancı artık biz de varız!

Çekilin yoldan Türkler Geliyor!

İlgili içerikler

Turnuvalar ve organizasyonlarTüm haberler