Adana, 30 Mayıs 2009

tahsinaktar@tsf.org.tr

Kahraman?a attaaa !

Bir koca çınardı, şimdi derin köklerini salarak dünyaya, sevdiği ile koyun koyuna.

"benim ne olacağım anlımdan okuyor"

dizelerini sık sık tekrarlardı. Şiiri, yemeyi, sevmeyi, giyinmeyi, dünyayı çok severdi. 'Devlet Ricalinin' kendisine gösterdiği ilgiye bayılırdı. Koltuklara sığmazdı.

Hiç hazır değildim bu duruma, naşı başında töreni yürütmek görevi de bana düştü. Zorlanmadım desem yalan olur. Sevenleri, öğrencileri 'oğulları' bir aradaydık.

Telefonla sık sık aradım, 1,5 ay oluyor, son telefon görüşmemizde beni tanıyamadı, sonradan "... haaa Tahsin... " diyebildi. Anlamıştım ki sona gidiyorduk yavaş yavaş.

Etkinliklerde bir araya geldiğimizde çoğu zaman kol kola görmüşsünüzdür. Hoca'nın benim koluma girdiğinde, yıl 1983, bu günlere gelen bir hoca, baba-oğul sıcaklığı doğacağını bilemiyordum. Bana 'Abdulcanbaz' derdi. İşbitiriciliğimi öne çıkararak. Pek çoğumuzu başka başka isimlerle anardı. 'Üç ahbap çavuş -kazakçılar-?'(Denizli'de Erol, Halil, Ayvaz), 'Muavin bey' (Murat Kul), 'Kibar Çocuk' (Genel Sekreter Erman), 'Üç İsimli' (Yasin Emrah) ve diğerleri...

Yıl 1983. Türkiye İlkokullar Ortaokullar, Liseler, Üniversiteler şampiyonasına hakem olarak çağırıldım. İlk il dışı, Türkiye Şampiyonası görevim. Koluma girdi, başhakem olduğunu öğrendiğim, hocam, değerli büyüğüm, İsmet Arvit'in önüne getirdi. "... İsmet, bak bu çocuk Adana'lı. Benim hemşerim. Bu çocuğa iyi bak, her şeyi öğrensin, bize lazım olacak... " diyerek usta-çırak-hoca ilişkisine el vermiş oldu. (İlk hakemlik kursunda da Kahraman hoca hocamızdı ayrıca. Mete Savacı, Ahmet Fahri Nemlioğlu diğer hocalardı. )

Bana anlat diyorlardı arkadaşlar, sen de çok sık birlikte olduğu kişilerdendin. Pek çok anı vardır, duyduğun, dinlediğin, yaşadığın. Olmaz mı? Hem benimle birlikte yaşanmış anılar hem de dinlediğim anılar. Son zamanlarda sıkça bir fıkra anlatırdı yakınlarına.

Yaşlıların birlikte kaldığı bir bakım evinde sık sık ölümlerin meydana gelmesi, evin sakinlerini çok üzmekteydi. İhtiyar heyeti "... Azrail buralarda dolaşıp duruyor. Her gelişinde birini alıp gidiyor. Biz yaşlıyız diye buralardan ayrılmıyor. Biz bir şey yapalım şu Azrail'i kandıralım bizi almasın... " diyerek formül aramaya koyulmuşlar. İçlerinden biri "... çocuk taklidi yapalım, bizi almasın ne dersiniz?... " diyerek fikrini diğerleri ile paylaşmış. Bu öneri kabul görmüş ve Azraillin geldiğini sezdiklerinde hepsi çocuk taklidi yaparak çocukça davranacakları yönünde karara almışlar. Azrail bir gün yine görünmüş koridorlarda. Bunu sezen yaşlılar yerlerde sürünmeye, emeklemeye, çocukça sesler çıkarmaya başlamışlar. Çocuk diliyle seslenerek şakalaşamaya başladıklarını gören Azrail birinin elinden tutmuş, "... gel bana, gel bana, gel. Attaaaa gidiyoruz... " demiş.

Hoca'da bize, soran olursa "... nereye?... " diyenlere, kahramanca bir eda ile "... attaaaaa... " diyerek ayrıldı gitti.

Sağlıkla kalınız.

Tahsin AKTAR

İlgili içerikler

Turnuvalar ve organizasyonlarTüm haberler