Hayatımın en başına buyruk ve en naif dönemi, o bildik mütevazılığını son dönemde şaşırtıcı bir sıra dışılığa dönüştüren Eskişehir'de geçti.

Türkiye'nin tartışmasız en iyi iletişim okulunda sinema, sanat, felsefe ve siyasetle tanışmak için, Eskişehir'in o tozlu ama özgür yollarından çölün ortasında bir vaha gibi yükselen Yunus Emre yerleşkesine ulaşmıştık.

Şehrin betonla kaplanmış gri tonlu taşra havası birden değişmiş; yeşille, kırmızı tuğlaları ile az katlı yapılarıyla farklı bir dünyanın mümkünlüğünü hissetmiştik.

12 Eylül darbesi sonrası Özallı yılların hızla değişen Türkiye'sinde geçen üniversite dönemim, benim gibi bu şehirde gençliğinin en havai yıllarını geçiren pek çokları için varlığını hep hatırlatacak farklı bir gönül bağı kurmamıza yol açtı.

Bu yüzden hiç dile getirmesem de kendimi hep, yarı Eskişehirli saydım.

Uzunca bir aradan sonra önceki gün Eskişehir'le yeniden buluştuk. Öncelikle şunu vurgulamalıyım, Akademi'nin dünyaya açık, hareketli hayatı, artık Eskişehir'in her yerine yansımış.

Şehir merkezi araçların değil, insanların, yayaların egemenliği altında örneğin. Porsuk çayı yeni haliyle taşralılığından sıyrılmış, farklılaşmış.

Ama hepsinden önemlisi Eskişehir, yaşayan bir metropol görünümünde. İki üniversitede kırk bini aşkın öğrencisi, binlerce hocası, işçileri, fabrikaları, kafe ve restoranları ve hava üssüyle şehir kıpır kıpır. Doğrusu imrendim.

Bu hızlı ve temiz haliyle "Yüksek Hızlı Trenin" ileriye dönük bu değişimi daha da arttıracağını düşünüyorum.

Satranç ailemize gelince.

Öncelikle TSF yönetimini adeta bağırlarına basan Eskişehirli tüm dostlarımıza teşekkür etmeliyim. Yeni İl Temsilcimiz Mehmet Memiş Hocamız iyi bir başlangıç yaptı. Bizlerle buluşan diğer velilerimizle, kulüp ve okul temsilcilerimizle daha iyi bir gelecek için üretken ve olumlu bir ekip çalışmasının işaretlerini verdi.

GSGM İl Müdürü sayın Süleyman Arduç'un daha şehre gelir gelmez bizleri karşılaması, samimiyetle ve nezaketle ilgilenmesini de takdirle karşıladığımızı belirtmek isterim. GSGM ile bizler hep aynı taraftaydık ve hep öyle kalacağız.

Tüm bunlar madalyonun hepimizi keyiflendiren, sevindiren tarafı. Ancak dikkat edilmesi gereken başka bir yön daha var.

Ne yazık ki Eskişehir'de satranç, özerklik sonrası dönemde ülke genelinde gelinen noktadan çok uzakta. Daha doğrusu hakkettiği noktanın çok gerisinde.

Bu saptama benim değil, rakamlardan çıkardığım bir sonuç. Sizlerle de paylaşmak isterim.

Eskişehir'in sadece merkez nüfusu 600 bin. Üstelik kent nüfusu toplam nüfusun yüzde 88'i. Kişi başına geliri tahmini olarak 11 bin ABD Doları. İlköğretimde okullaşma oranı yüzde 100. İşsizlik ortalaması ülke genelinin epey altında. İlk ve orta öğretimde öğrenci sayısı 125 bin. Öğretmen sayısı 7 bine yaklaşıyor. Çalışanların yüzde 89'u hizmet ve sanayi sektöründe yer alıyor. *

Tüm bunlar, şehirdeki canlılığın, değişimin, nitelik artışının temel nedenleri yahut sonuçları anlayacağınız.

Ancak böyle bir potansiyele rağmen satrancın bulunduğu mevcut konum aynı parlaklıkta değil.

Lisanslı sporcu sayısı 670. 130 civarında temel satranç eğitmeni var ve okullarda satrancı seçen öğrenci sayısı beklentinin çok gerisinde.

Peki ama neden ?

Onu da birkaç gün sonraya bırakalım izninizle.

Sağlıcakla kalın.

Murat KUL

*Veriler için bakınız,

http://www.eskisehir.gov.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=144&Itemid=133

İlgili içerikler

Turnuvalar ve organizasyonlarTüm haberler