Dresden'le ilk tanışmam bir bahar zamanı 2007 Avrupa Bireysel Şampiyonası sırasında olmuştu. "Kuzey'in Floransa'sı" olarak bilinen bu olağanüstü güzel şehre, bu kez karlı ve soğuk bir kış günü ve tek bir amaç; 40. Satranç Olimpiyatlarını İstanbul'a alabilmek için gitmiştik.
Lafı hiç dolaştırmadan bir şeyi açıkça ve samimiyetle vurgulayayım; İstanbul 2012 eğer hayalden gerçeğe dönüştüyse bu zaferin en büyük payı hiç kuşkusuz öncelikle TSF Başkanı Ali Nihat Yazıcı'ya aittir.
İzninizle açıklayayım.
Türkiye'nin ve TSF'nin işi hiç kolay değildi; çünkü 2000 yılında 34. Satranç Olimpiyatları zaten İstanbul'da gerçekleştirilmişti.
Kolay değildi; çünkü karşısında yalnızca Karadağ yoktu. Avrupa Satranç Birliği Başkanı, TSF'nin kadim muhalifi Boris Kutin bütün gücüyle Türkiye Satranç Federasyonu'nun kazanmaması için elinden geleni yapmıştı ve yapmaya devam ediyordu.
Kolay değildi; çünkü Asya Kıta Başkanı ve Birleşik Arap Emirlikleri Satranç Federasyonu Başkanı Sultan Bin Khalifa Al-Nehyan İstanbul'un kaybetmesi ve Budva'nın kazanması için özellikle Arap ülkeleri üzerinde büyük bir etkide bulunuyordu.
Kolay değildi; çünkü FİDE Yönetiminin ve özellikle de Başkan Kirsan İlyumzhinov'un tarafsız kalıp kalmayacağı kesin biçimde bilinemiyordu.
Ama bildiğimiz şeyler de vardı.
Türkiye'nin gücünü biliyorduk örneğin. İstanbul'un Dünyanın en muhteşem şehri olduğunu ve Budva ile herhangi bir karşılaştırmanın bu muhteşem coğrafya ve tarihe, bu enerji ve misafirperverlik dolu ulusa haksızlık anlamına geleceğinden de emindik.
Ancak daha önemlisi, başta spordan sorumlu Devlet Bakanımız olmak üzere, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzün, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin, ana sponsorumuz Türkiye İş Bankası'nın ve İstanbul Ticaret Odası'nın tam desteklerinden de kuşkumuz yoktu.
Son bir şeyden daha emindik; TSF Başkanı Ali Nihat Yazıcı'nın harika bir sunum yapacağından. Öyle de oldu zaten.
Yazıcı, akıcı ve içtenlikli bir dille 40. Satranç Olimpiyatının neden İstanbul'da, neden ülkemizde olması gerektiğini öyle büyük bir güç ve güvenle vurguladı ki, salonda hazır bulunan 136 ülke delegesi onu büyük bir sevinçle alkışladıklarında sonucu tahmin etmiştik.
Yazıcı kullandığı kelimeleri öyle söylenmesi gerektiği için değil, kelimelerin taşıdığı anlamlara, "hakikatin gücüne" gönülden inandığı için içtenlikle ve güvenle konuşuyordu.
Bu inanç ve güveni sanıyorum delegelerde gördüler.
Bir kez daha karşımızdaki muhalif cephe, "seçim koalisyonu" yenilgiye uğradı.
Bir kez daha kazanan Türk satrancı ve TSF oldu.
İstanbul ve Türkiye oldu.
Doğrusu ne kadar gurur duysak az.
Bu gururu ve sevinci bizimle paylaşan, gönülden hisseden herkese teşekkürlerimi sunuyorum.
Sağ olun.
Murat KUL
* "Hakikatin gücüyle, yaşarken evreni fethettim"



