Nasıl üzüldüm anlatılır gibi değil. "Şiirin Son Çınarı Devrildi" diye başlık atmış internette bir haber sitesi.

Kitaplarını "sır" gibi evimde sakladığım, şiirlerini "mıh" gibi aklımda tuttuğum, her okuduğumda ellerini öptüğüm "çınar" devrilmiş. Ne yazık.

"Gidiyor yüzer gibi" demişti ya hani.

İşte öyle aktı içimden hüzün.

Türk şiirinin yaşayan en büyük ustası, şairlerin şairi, Fazıl Hüsnü Dağlarca, tıpkı yaşadığı gibi, tıpkı yazdığı gibi, sessiz sedasız, kayıp uçuverdi aramızdan.

Onca koşuşturan, meşgul olan, konuşan, bilen ama azca söyleyip, azca anlayan dünyamız, artık onun şiirle dolu varlığından yoksun kalacak.

1914 Doğumluydu Dağlarca. 94 Yıla 60'tan fazla şiir kitabı sığdırmış. Ne güzel.

Okudukça hayatı, hayatlarımızı daha güzel yapan yüzlerce şiir bıraktı ardında. Zarafeti, inceliği, şiirle yoğrulmuş bir ömrü bıraktı.

Bense, ameliyat sonrası yoğun bakımda, üzerinde onca serum, hortum ve monitörlerin sesleri arasında, babamı ilk gördüğümde hissettiğim bir acizlik, bir geç kalmışlık duygusuyla kalakaldım bir anda.

Çok şükür babam iyi ve yavaşta olsa iyileşiyor.

Ama Dağlarca gitti. Gitmiş.

Şimdi hemen koşmalı, babamın küçük ve zayıf ellerinden öpmeli, öpmeliyim. Konuşmaya gerek yok. Babayla oğul anlaşır ses olmadan da. Şiir gibi düşer ortaya sevgi. Tarifi zor.

Çok şükür, şiirler yaşar. Sonsuza kadar.

"Sular bizden akıllıdır, uyumaz,

Açar maviliğe, iri gözlerini.

Ve bekler bir ölüm sırrı içinde,

Kendi hayatının yerini."

Ne diyeyim.

Başı sağ olsun Türkçemizin.

Murat KUL

İlgili içerikler

Turnuvalar ve organizasyonlarTüm haberler