Az değil, neredeyse tam on aydır "pencere" hep aynı manzaraya bakıyordu. Doğrusu, manzaranın artık değişmesi gerektiğini düşünen - söyleyen herkese, bir özür borcum var. Pencere'nin "açısını" değiştiremediğim, satranç ailesinden sıklıkla uzak kaldığım bu dönem boyunca, uzun süredir aklımda olan bir şeyi, yüksek lisans düzeyinde akademik bir programı tamamlamaya uğraştığımı, bu dönemin aslında boşa geçmediğini de belirtmeliyim. Nihayetinde en içten özürlerimle yine karşınızdayım.
Aradan geçen bu on aylık zaman diliminde, satranç adına hem ülkemizde hem dünyada önemli değişiklikler, gelişmeler yaşandı, yaşanıyor. Örneğin çok değil, bundan yalnızca iki yıl önce, İtalya'nın Torino kentinde yapılan FİDE genel kurulundaki seçimde, Başkan Kirsan İlyumzhinov'un listesine karşı "The Right Move" ekibinin "Başkan Vekili" adayı olarak yarışan TSF Başkanı Yazıcı, artık FİDE Yönetim Kurulu'nun bir üyesi ve "FİDE Başkan Yardımcısı" unvanı sahibi. FİDE'nin resmi internet sitesinin tasarım ve geliştirilmesini de üstlenen Türkiye Satranç Federasyonu, daha önce hiç olmadığı kadar küresel satranç ailesi içindeki konumunu güçlendirmiş durumda. Öte yandan, satrancın Türkiye'deki ana sponsoru, Türkiye İş Bankası, kurucu önderimiz "Atatürk" adına düzenlenen Uluslararası Bayan Ustalar Turnuvası ile "yaratıcı öncü" rolünü pekiştiriyor. Satranç kitaplarının ülkemizdeki satışı son bir yıl içinde yeni bir pazar oluşturacak kadar çeşitleniyor ve artıyor. Yalnızca birinci kademe satranç eğitmenlerimizin sayısı bile 35 bine ulaşıyor.
Bu başlıkları arttırmak, satranç adına gerçekleştirilenleri düşününce fazlasıyla mümkün. Ortada elbirliği ve emekle yaratılmış bir başarı var. Hiç kuşkusuz bu başarı, en küçüğünden en büyüğüne, bütün bir satranç ailesine ait. "Efsane" Kasparov, geçen yıl çıkan "How Life İmitates Chess"*, (Hayat Satrancı Nasıl Taklit Eder), isimli kitabının girişinde, kariyerinin başında daha çok gençken, başarısının sırrını soranlara verdiği yanıtları sıralar. Annesi öyle öğrettiği için çok çalıştığını, görebildiği hamle sayısının tamamen pozisyona bağlı olduğunu, oyun sırasında hazırlığını hatırlamaya çalışıp, varyasyonları hesapladığını, belleğinin sanıldığı gibi fotografik olmadığını, yatmadan önce dişlerini fırçaladığını aktarır. Kısa zamanda, verdiği bu yanıtlarla kendisinden bir mucizenin, olağanüstü bir başarının formülünü duymak isteyen insanları hayal kırıklığına uğrattığını fark ettiğini vurgular Büyük Usta.
Oysa biliyoruz ki mucizevi bir başarı, ilahi bir uyanış, olağanüstü bir formül, her derde deva bir ilaç yoktur. Sıradan insanların alın terleri, sürekli ve kararlı çalışmaları, birbiri ardına sıralanan, biriken küçük zaferleri, büyük yenilgileri ve derin bir hüzün vardır yalnızca. Başarı dediğimiz şey işte tüm bunların, milyonlarca farklı unsurun birleşiminden oluşur. Büyük mutluluklar bu sıradan zaferler üzerine kurulur.
Kasparov, en sevdiği yazarlardan biri olarak andığı Nobel edebiyat ödüllü, asker ve siyasetçi Winston Churchill'den bir alıntıyla temel stratejisini açıklar; "Cesaret, diğer tüm insani niteliklerin güvencesi olan ilk niteliktir".
Başarıya giden yolun en başında ve sonraki her küçük zafer ve yenilgi de her daim yanımızda olan o "cesaret" duygusu neyse ki hiç kaybolmadı. Yanlış anlaşılmasın, bundan kendi adıma bir pay çıkarıyor değilim. Benim ki varsa eğer, en son ve en küçük olandır. Ama diğerlerine, başta sporcularımız olmak üzere, kulüplerimize, temsilcilerimize, Başkan ve Yönetim Kuruluna, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'ne ve tüm ailemize ne kadar teşekkür etsek azdır diye düşünüyorum.
Sağlıcakla kalın.
* Kasparov, Gary (2007), How Life İmitates Chess, Bloomsbury, New York



