Tarihin en kanlı, en kıyıcı savaşının, ikinci dünya savaşının arifesinde doğdu. Çocukluğu önce çarpışmaların sonra savaştan kalan yaraların içinde geçti. Ardından ülkesinde “Demirperde” dönemi başladı. Gri, soluk bir çağda, bu kez “soğuk savaş”ın ortasında inşaat işçisi babasının kapılarını açtığı yeni, farklı bir dünyaya adım attı : Satranç dünyasına.
12 Yaşında satranç becerisiyle, dönemin Komünist Parti Birinci Sekreteri’nin ilgisini çekti. Çok çalıştı, çok yarıştı. Giderek ismi hem ülkesinde hem de dünyada bir efsaneye dönüştü. Tam sekiz kez dünya şampiyonluğu unvanı için yarı finalde mücadele etti. 20 Olimpiyata katıldı. Sonuncusu 2000 yılında İstanbul’daydı.
Satrançtan geri kalan zamanında profesyonel bir opera şarkıcısı kadar opera tutkunu oldu, dersler aldı, sahneye çıktı.
2003’te ülkesinin gelmiş geçmiş en iyi 12 sporcusundan biri seçildi.
Satranca başladığında bu onun için bir oyun ve büyükleri yenmenin kolay bir yolu gibiydi.
Biraz daha ilerlediğinde satranç yalnızca bir oyun olmanın ötesine geçti ve giderek bir tutkuya dönüştü.
İnsanın karakterinin satranç yoluyla değişebileceğini düşündü önce.
Karakterin değişmeyeceğini, ancak, satrancın kişiyi daha iyiye doğru geliştirebileceğini anladı sonra.
İnternetin, cep telefonlarının ve dizüstü bilgisayarların bulunmadığı bir dönemde doğmuş ve büyümüştü bu nedenle bilgisayarlardan hiç hoşlanmadı. Hiç kullanmadı. Satranç tahtasını sanal alemde değil, masada tercih etti.
Satranca yönelik tehdidin teknolojiden geldiğini gerçek bir satranç oyuncusunun biraz “sanatçı” olması gerektiğini düşündü.
Ama yine de küçük satranç bilgisayarlarına “hayır” diyemedi.
Unutulmaya yüz tutmuş bir çağın “geleneksel ve ilkeli” bir satranççısı olarak eski Büyükustaları hiç aklından çıkarmadı. Lasker, Botvinnik, Alekhine gibi “altın” dönemin en parlak isimleri onun dönüp dönüp hep yeni baştan çalıştığı satrançcılar oldu.
Evet, tsf.org.tr’de ilk yazıya bir büyük ustayla, Lajos Portisch ile başlamak güzel olur diye düşündüm. Kuşadası’nda gerçekleşen Avrupa Bireysel Satranç Şampiyonası bana, milli takım oyuncularımıza ders veren efsane satrançcı ile tanışma ve biraz da olsa konuşma fırsatı verdi.
“Pencere”nin ilk yazısının böyle bir ustayla ve böyle başarılı bir yarışmayla başlaması doğrusu benim için keyif verici oldu. Umarım sizin için de öyle olmuştur.
Tüm satranç severlere mutlu bir hafta diliyorum.
Murat KUL






