Ünlü düşün adamı, Edgar Morin, dünyayı daha yaşanabilir kılmak amacıyla, eğitimin geleceğinde yer alması gerektiğini düşündüğü yedi temel konudan biri için “anlamayı öğrenmek” başlığını kullanır.

“İletişim zafer kazanıyor, gezegenimizden ağlar, fakslar, cep telefonları, modemler, internet geçiyor. İnsanların yaşam ve ölümlerinde dayanışma içinde olmaları bilinci, artık onları birbirlerine bağlamalıdır. Oysa, anlayışsızlık yaygınlığını koruyor. Kuşkusuz, anlamada büyük ve çok sayıda gelişmeler oluyor, ama anlayışsızlık daha hızlı ilerliyor gözüküyor.”

Morin’e göre, “Matematiği ya da herhangi bir disiplini anlamak için eğitmek başka şey, insanın anlaşılması için eğitmek ise başka şeydir.”

Hepimiz biliyoruz ki, iletişim olanaklarının bu kadar gelişmiş olması birbirimizi de aynı gelişmişlik düzeyinde anlayabileceğimiz anlamına gelmiyor.

Çünkü “iletişim” beraberinde “anlamayı” getirmiyor.

Morin, “anlamanın” önündeki engelleri sayarken özellikle iki noktanın altını çizer.

Bunlardan biri, kişinin kendini dünyanın merkezine yerleştirerek yabancı yahut uzak olan her şeyi anlamsız ya da hasım görmesine yol açan ben-merkezcilik,

Diğeri ise indirgeyici-basitleştirici zihniyettir.

Ben-merkezcilik, self-deception, yani kendini aldatma, aklama ve yüceltme, tüm kötülüklerin nedenini uzak ya da yakın bir başkasında görme eğilimini beslemektedir. Bunun sonucu gerçeğin değiştirilmesi, yalan ve iki yüzlülüktür.

Morin bu durumu, “İnsan kendi eksiklik ve zayıflıklarını kendinden gizler, bu da başkasının eksiklik ve zayıflıkları karşısında acımasız olmayı getirir.” diye genişletir.

Kişinin zayıflığı ve eksikliği ne denli büyükse, acımasızlığı ve öfkesi de o ölçüde artacaktır.

İndirgeyici-basitleştirici zihin ise karşımızdaki kişinin dikkatimizi çeken tek bir özelliği, eylemi, vs. üzerinden bütünsel bir yargıya varılmasıdır.

“Eğer özellik olumluysa bu kişiliğin olumsuz özellikleri görmezden gelinecektir. Eğer olumlu değilse, bu kez olumlu özellikleri görmezden gelinecektir. Her iki durumda da, anlayışsızlık vardır.”

Karşımızdaki hakkında kesin bir hükme varmadan önce anlamaya çalışmak ve anlamayı kolaylaştıran kanalları açık tutmak temel önceliğimiz olmalıdır.

Filozof, anlamayı kolaylaştıran unsurları şöyle sıralar ;

“İyi düşünmek”, yani karmaşık olanı bir bütün olarak algılamayı sağlayacak biçimde çok boyutlu düşünebilmek.

“İçe bakış”, kendi zayıflık ve eksikliklerimizi tanımak. Yani, Sokrates’ten Yunus Emre’ye kadar pek çok büyük düşünürün sıkça dile getirdiği “kendini tanı” deyişini hayata geçirebilmek.

İsterseniz burada şimdilik bir nokta koyalım ve geliştirdiği “çoklu –zeka” teorisiyle, eğitim dünyasında yeni bir alan açan ünlü psikolog Howard Gardner’e kulak verelim.

“Yaşamın ilk yıllarında insanların zihniyetlerini değiştirmenin kolay ve doğal olmasına karşılık, yıllar ilerledikçe bunu gerçekleştirmek zorlaşır. Bunun nedeni, yaş ilerledikçe değişime direnen güçlü görüş ve perspektifler geliştirmemizdir.”

“İyi güzel de tüm bunların satrançla ne ilgisi var” diyenler için söylüyorum, çok ama çok ilgisi var.

Bu konuya devam edeceğiz.

Murat KUL

İlgili içerikler

Turnuvalar ve organizasyonlarTüm haberler