Adana, 28 Mayıs 2007
Utanıyorum
Pazar günü, dün, köşe yazısını yenilemeyi düşünürken birkaç dostumuzdan telefon geldi.
“…Forumda yazılanları okudun mu? O ne biçim sesleniş, daha masum olduğunu düşündüğümüz yazılara tepki gösteriyorsunuz, bu nasıl iştir, utanıyorlarmış federasyonumuzdan, siz susuyorsunuz. Federasyonun tabelası yeter bu insanlara, bu tabela sayesinde onlarca insan ekmek kazanmaya başladı ülkemizde, bu satırları yazanlar da belki onlardan biridir, yazık doğrusu…” diyorlardı. Ben de, temelde haklı olabilecekleri bir konuda insanların bu denli nasıl saldırganlaştıklarını hayretle gördüğümüzü, üzülmekle birlikte içine düştükleri duruma gülüp geçtiğimizi söyledim. Pazar yazısı kaldı tabi, aynı saldırganlığa kapılırım endişesi ile. Gaziantep’te incelemeler ve ziyaretlerde bulunmuştum, iş kargaşası ve yoğunluktan kaçırdığım bir şey var mı diye, sonra, o yazıları bir kez daha okudum.
Bu gün e-posta kutumu açtığımda ne göreyim? Tam 27 İl Temsilcisi, 6 Bölge Temsilcisi aynı konuda e-posta göndermiş. “… bu nasıl iştir?...” diyorlar. Dostların telefonda ilettiklerine benzer serzenişte bulunuyorlar. Artık birkaç satır yazmak boynumuzun borcu oldu, Sözün Özü.
Türkiye genelinde büyük bir eğitim hamlesi başlattık, 25 bin kişi bu eğitimlerden geçti. Okullarında satranç bilmeyen çocuklara satranç öğretsinler diye. Bunun neresinden utanılacak? Milli Eğitim Bakanlığı yanımızda, okullarda seçmeli ders olarak satranç yer aldı. Bundan da utanılıyor mu? Uluslar arası pek çok organizasyona imza attık. FIDE, ECU, MCA hayretle ve hevesle bizi izliyor, projelerimizi sorguluyor, organizasyonlarına destek oluyoruz. Meksika, Singapur, Güney Kore, Hırvatistan yapacakları Dünya Şampiyonaları için bizim organizasyonlarımıza temsilci gönderip izliyorlar. Utanıyor musunuz bundan?
Sporcularımızın gelişimi için her ay Ankara’da başka illerde kamp yapıyoruz, küçük sporcularımız için de bölgesel kamplar başlattık yararlı olsun diye, velilerimizin de desteği ile madalyaları da getiriyoruz ülkemize. Sanırım bu da size utanç veriyordur, “Ne gerek var bunca çabaya” diye düşünüyor, tansiyonunuzu yükseltiyorsunuzdur. Yapmayın kuzum, canınızı üzmeyin, siz istirahatınıza bakın, biz işleri takip ederiz.
Üniversiteler ile işbirliğine girdik, oralarda da ders programlarında satranç yer alsın diye, utana sıkıla çıktık hocaların karşısına, bu iletişimde geç kaldığımız için (!) Bunlar sayabileceğim birkaç utanılacak şey. Bir daha utanılacak şeyler yapmayacağız, bu konuda söz veriyorum.
Boş zamanlarımızda oturup düşünüyoruz, biz Türkiye'ye ne kattık diye, satranç’a ne kattık diye. Vallahi bunu yapıyoruz, ama yanıtını bulamıyoruz bir türlü, öyle ya utanılacak şeyler yaptıklarımız, Türk satrancına kattıklarımız. (“…. oturup düşünün biz türkiye'ye ne kattık diye bir düşünün satranç'a ne kattık diye...” diyordu forumda birisi, yazılanı kopyalayıp yapıştırdım)
Aynı şahıs “…. dÜNYA satranç basını büyük ihtimalle sistemimizin işleyişine bir taraflarıyla gülüyorlardır...” diyebiliyor. (yazılanı kopyalayıp yapıştırdım) Yazılandan utanç duyuyorum. Ne demek, gülme eyleminin hangi organ ile gerçekleştirildiği anatomik olarak ortaya konulmuşken, bu işe başka bir organ da mı karışıyor? İzmir’ den Ercin Teoman. Sözlerinizi düzeltmenizi bekliyorum. Dünya Basını adına sizin için ne gerekiyorsa yapacağım. Sözlerinizin suç unsuru olduğunun fakında mısınız? Bu sözlerinizi düzeltiniz lütfen. 5 Haziran akşamına kadar bekliyorum.
UKD hesaplamaları geç kalıyor, yanlış oluyor, eksik oluyor. Evet, doğru. Bunu da defalarca söyledik, eksik, yanlış, tamam, düzelteceğiz diye. Uğraşıldı, çaba harcandı, yine eksikler var. Denildi ki, geliştirilmeye uygun bir yapı, eksikleri, yanlışları bildirin, bakalım. Kapıyı çalarak girmek varken, kırarak girmenin alemi ne? Ne oluyor? Nedir bu telaş ve hazımsızlık? Yol göstericilik böyle mi olur?
Çıkıyor birisi, “…. Ben devlet çalışanıyım ve biri bana soru sorduğunda seve seve olmazsa seve seve cevap veriyorum…… ancak biri size saçma bile olsa bir soru soruyorsa seve seve cevap verirsiniz….” diyebiliyor, forum ortamında. Biz de susuyoruz. İyi korkuttular bizi doğrusu, elimizi kolumuzu bağladılar. Şimdi. Denizli’den bu satırları yazan Afyoncu’ ya 5 Haziran akşamına kadar süre tanıyorum. Hukuk der ki bu tür söylemler, galiz ve küçük düşürücü nitelik taşır, içinde saklı bir anlam vardır ve sarf edenler için suç unsuru oluşur. 5 Haziran akşamına kadar sözlerini düzeltmesini, bu yanlışlığı ortadan kaldırmasını istiyorum. Aksi takdirde maddi, manevi tazminat davası açacağım. İsterse 10 yıl sürsün. Hak edeceğim tazminatı da Denizli Çocuk Esirgeme Yurdunda yaşayan yavrularımızın gereksinimleri için harcayacağım.
Hadi bakalım Afyoncu ve Teoman. Zaman sıkışmasına girmeden hamlenizi yapınız. Bayrağınız düşmeden.
Sağlıcakla kalın…
Tahsin AKTAR



