Oğlum Attila Olgaç telefon etti.Bu günlerde emekli olacakmış. Doğrusu şaştım kaldım. Doğduğunu bildiğim bir çocuk, kocaman adam olmuş.. saçı sakalı ağarmış.. sonunda emekli olmuş. Beni veda partisi verir gibi, Devlet Tiyatrolarında oynayacağı son oyununu görmeye davet etti. Ne demişler: çağırılan yere erinme.. çağırılmayana görünme. Bu arada çok özlediğim torunlarımı da görmüş olurum. Küçük torunum beş yaşında bir kız beni “Dünyanın en akıllı adamı” ilan etti. Satranç yüzünden. Öteki torunum otuz yaşında, ben oğlum Attila’dan sadece yirmi yaş büyüğüm. Attila ise oğlundan otuz beş, kızından ise altmış yaş büyük. Böylece biraz sıra dışı bir aile görünümü veriyoruz. Hepsi iyi hoş ama nasıl gideceğim İstanbul’a? Acaba uçakla mı gitsem? Yoksa trenle mi? Ya da otobüsle mi? Geze geze gidebilir miyim? Nasıl olsa vaktim çok. Hiç olmazsa ayaklarım açılır. Zaten Akşama kadar masa başında oturuyorum. Akıllı sandığım birisine danıştım.”Oğlun davet ettiğine göre herhalde gidiş-geliş biletini gönderir” dedi. Ben üç günlük hayatımda bir olaya çözüm getiren insanlara bayılırım.”
Hatta mezar taşıma bile “Burada kendinden kıymetli insanları etrafına toplamasını bilen bir adam yatıyor.” diye yazdırmayı düşünüyorum. Şu anda bekleme durumundayım. Sevgili biricik oğlum Attila’dan gidiş-geliş bileti bekliyorum. Fakat anlayamadığım bir şey var. Attila’yı yakından tanıyan bir arkadaşı “Daha çok beklersin ihtiyar!” dedi gülerek sonra da ilave etti. “Şaka..şaka!.” Aslında benimle ayni şehirde yaşayan iki oğlum daha var. Bir tanesi büyük bir bankada müdür. Beni çok sever. İlk tanıştığım zamanları hatırlıyorum. Allahım ne kadar gülerdik. Bir gün yanıma geldi. “Hocam” dedi “Bodrumu gördün mü?” “Yo” dedim “Daha görmek kısmet olmadı.” -Külüstür bir arabası var, portakal renginde.” Doldur benzini.. kalk gidelim.” Bu teklifin hemen üzerine atladım. Doldurdum benzini, bindik arabaya. Beni bir inşaatın bodrumuna götürmez mi? Konacak dal bulamayan kuşlara döndüm. Olay unutulmaya yüz tutunca ayni tarzda, Çeşme’yi de ziyaret ettik. Bu sivri akıllı, şakacı yaramaz çocuk, üç kez hayatımı kurtardı. Şimdilerde yaşı elli civarında. Zannederim politikaya atılacak. Eğer milletvekili seçilirse kimbilir beni daha nerelere götürür? Sonuncu oğlum, hepsinden çok kadrimi biliyor. Hatırımı sayıyor. Elimi sıcak sudan, soğuk suya vurdurmuyor. Kapısında Kahraman OLGAÇ yazılı bir kütüphane açıyor. Beni havalarda uçuruyor. Allahım ondan razı olsun, Allahım ona yardımcı olsun, diye, her sabah, her akşam dua ediyorum.
Haftanın atasözü: Acı patlıcanı kırağı çalmaz.
Haftanın şiiri: ÇOK ÜŞÜMEK
Bir Kalır uzun resimlerde anısı sakallarımızın
Urban içinde Üşüyüp Üşüyüp kaldığımızın
Bir Kalır yanık yağlar yataklarda o oteller
Meydanlar heykeller sizin olmadığınız o her yer
O çok yalınç gerçekli gelip gitmeler
Bir Kalır uzun duvarlar ve onların dipleri
Bir Kalır Yılgın Adamların hep "Evet" dedikleri
Çok üşürdük hep üşürdük üşümekti bütün yaşadığımız
Üşürdü ellerimiz aşkımız sonsuz uzun sakallarımız
Tükenir dağınık diriliği kaşıntımızın bir gün
Bir Kalır uzun kitaplarda anısı çok Üşüdüğümüzün
Turgut Uyar





