Son altı yıldır, asla kaçırmamanız gereken özel bir kutlama, yahut sizi mahcup edecek kadar geciktirdiğiniz bir borcu, en nihayetinde ödediğimiz andaki keyif ve mutlulukla yapmaya başladığım, tuhaf bir alışkanlığım oldu.
Hayatın, bitip tükenmek bilmeyen yorucu akışı içinde, hiç kimselere fark ettirmeden içimize döndüğümüz yılbaşlarının hemen öncesinde, tıpkı Orhan Pamukun yazmak için kendisini tek başına bir odaya kapatması gibi, zihnimin içine kapanıp, bazen evde, bazen kalabalık bir alışveriş merkezinin gürültücü bir köşesinde, bu tuhaf alışkanlığımı elime alıp okumaya başlıyorum.
Bu okumaların en başında hep olduğu üzere, bütün bir yılın hesabını çıkarabileceğimin, günahlarımı, pişmanlıklarımı ve hatalarımı temize çekebileceğimin çocuksu beklentisini de, aklımın bir köşesinde umut veren bir sır gibi sakladığımı itiraf etmeliyim.
Hiç şüphe yok ki bunu, aradan geçen 12 aydan, 52 haftadan ve 365 günden sonra, bir an durup, geldiğim noktaya bakmak, geride bıraktıklarıma ve beni bekleyen, daha doğrusu hepimizin yaptığı gibi beklediğini düşündüğümüz geleceğe karşı, taze bir solukla yepyeni bir adım atabilmek için yapıyorum aynı zamanda.
Kitabın benzersiz hikayesiyle ilerleyen sayfalarını her okuyuşumda, ve eşsiz çizimlerini her gözden geçirişimde, hep aynı duyguya kapıldığımı da hissediyorum. Bu tuhaf, esrarengiz ve tarifi pek de mümkün olmayan duygunun, aslında beni, daha iyi bir insan yaptığını da içten içe biliyorum.
Ancak, böylesi okuma anlarında yine hep başıma geldiği gibi, kendi kendime şapka testi uyguladığımı, eğer şapkanın altındaki fil yutmuş boa yılanını ilk bakışta göremediysem, kitabın kahramanına karşı belli belirsiz bir kıskançlık halesinin kalbimi yalayıp geçtiğini de hissediyorum.
Öte yandan, kitabın kapağını dikkatli ancak hoyrat bakışlardan saklamam gerektiği duygusundan da söz etmeliyim. Pek çoğumuz gibi bende de, başkalarının ne düşüneceği endişesi belirleyici oluyor bu tür mahrem anlarda sıklıkla.
Hayır yanlış anlaşılmasın, insanı kötü yola düşürecek cinsten, tehlikeli bir kitap değil bu. Ama tıpkı can sıkıcı bir şöhret, yahut en sevdiğimiz gömleğin üzerinden bir türlü çıkmayan rahatsız edici bir leke gibi, hiç hak etmediği halde kimilerince çocuk kitabı olarak bellenmiş olması yol açıyor buna.
Oysa bu küçük, sayfa sayısı yüzü bile bulmayan fazlasıyla sade kitabın, vicdanlarımızda, dostluklarımızda ve bizi birbirimize bağlayan o açıklaması zor şeyde yaptığı etki, en azından benim için, öylesine büyük ve olağanüstü ki, onu sadece çocuk kitabı sınıfına sokmanın, haksızlık olduğunu düşünüyorum.
Hatta tam tersine, dünyanın her yanında milyonlarca seveninin bildiği ve anladığı gibi, ona en çok ihtiyaç duyanlara, yani çocukluğun masumiyetini yitirip, hayallerine sırt çevirmiş, hayatın gerçeğiyle tanışıp, sözde büyümüş bizler için yazıldığını ve sırf bu yüzden, yani çocuk kitapları raflarında bulunduğu halde büyüklere ait olduğu için, benzeri az bulunan türden bir kitap olduğunu söylüyorum.
Umarım yeni yılda, hiç olmazsa siz, şapka testinden başarıyla çıkar, fil yutmuş boa yılanı nı ilk bakışta görebilir ve keyifle gülümsersiniz. İnanın Asteroid B-612'nin sahibi de tam o anda size gülümseyecektir.
Murat KUL



