Amerikalı yönetmen Steven Spielberg’in, 2001 yılı yapımı “A.İ.”, “Yapay Zeka” isimli bilim-kurgu filmi, “öz bilinç” sahibi bir çocuk androidin, insan annesinin sevgisini kazanabilmek ve “hakiki” bir çocuğa dönüşebilmek için yaptığı trajik yolculuğa dairdir.

Çocuk robot David’in kişiliğinde, bir tür geleceğin “Pinokyo’sunu” yaratan Spielberg’in, göz yaşartan öyküsü, sinemada sıkça kullanılan bir karakteri anlatır aslında.

Bir başka Amerikalı yönetmen, Ridley Scott’un, efsanevi “Blade Runner”, “Bıçak Sırtı” filmindeki Rutger Hauer’in canlandırdığı “gün görmüş ve fazlasıyla entellektüel” replikasının umutsuz kaçışı, yahut bugünlerde bir televizyon kanalında yeni çevrimi ekranlara gelen, “Battlestar Galactica”, “Savaş Yıldızı Galaktika”nın insanın bire bir kopyası olan “cylon”ları hep aynı temel sorulara odaklanır ;

“Kaderi değiştirebilir miyiz ? Bir başkası olabilir miyiz ? Nereden geldik ve nereye gidiyoruz ?”

Tüm bu filmlerdeki “robot-android-replika” karakterlerin asıl derdi hiç değişmez ; İnsana benzemek değil, “insan olmak” isterler. “Gibi” değil, “aslı” ol(a)mamanın bu dayanılmaz hüznü, bana, tam da bugünlerde, satranç dünyasındaki bir gelişmeyi hatırlattı.

Evet, evet yanılmadınız, Deep Fritz’in Dünya Satranç Şampiyonu Rus Büyük Usta Kramnik’i yenmesinden söz ediyorum.

Saniyede sekiz ile on milyon arasında işlem yapabilen, belleğinde üç milyonu aşkın oyun saklayan, endişe etmeyen, kibirlenmeyen yahut dikkati hiç dağılmayan “zaafsız” bir programa karşı Kramnik, iki oyun birden kaybetti.

Bu “düellonun” en ilginç anı, hiç kuşkusuz, Rus Büyük Usta’nın ikinci karşılaşmada tek hamlelik matı “görememesiydi”.

Bugünlerde Bosna-Hersek’in Zenica şehrinde, kapalı bir büyük ustalar turnuvasında yer alan GM Suat Atalık’a göre, bunun tek açıklaması Kramnik’in o anki “körlüğü” idi ve Atalık şunu da ekledi ; “Herkese olabilir. İnsani bir hata”.

Doğrusu bizi biz yapan, yahut kişisel tarihimizi “kişisel” kılan asıl şeyin, yalnızca bize ait bu hatalar toplamından oluştuğunu düşünüyorum pek çoğumuz gibi bende.

Ama daha önemlisi, satrancı hayatla benzer yapan şeyin, bu oyunu bu kadar özel kılan şeyin de, oyuncularının satranç tahtasının başına, tüm bu zaaf ve hataları ile geçmelerinin olduğunu,

“Zaafsız”, “hatasız”, “kusursuz” olmanın, “her şeyi bilmenin” ve “hiçbir şeyi gözden kaçırmamanın” ne kadar “harika” görünürse görünsün, insanı “eşsiz kılan” asıl şeyi de gözden kaçırmak olduğunu düşünüyorum.

Bu nedenle de Deep Fritz’in, yada gelecekteki olası daha “derin” kardeşlerinin, bir insana asla rakip olamayacaklarını, satrancı satranç yapan asıl şeyin de, “ancak” bu insani zaaf ve hatalarla ortaya çıktığına inanıyorum.

Şundan hiç kuşkum yok. “Deep Fritz” bir program değil de, bir insan olsaydı, inanın bu kadar “düşünceli” olmaktan çok, ama çok kısa sürede sıkılırdı.

Murat KUL

İlgili içerikler

Turnuvalar ve organizasyonlarTüm haberler