Adana, 16 Kasım 2006
Atatürk haftası nedeni ile yazdığım, bazen böyle okur-yazar oluyorum işte, yazı ile ilgili olarak aldığım e-posta mesajları ve telefon ile düşüncelerini ileten dostlara teşekkür ediyorum. Duygularımı dile getirmiştim o yazıda. Dostlarımız da aynı ortak duyguda olduklarından söz ediyorlar. Ne mutlu. Yalnız olmadığımı biliyordum.
Sesimi Duyan Var mı?
Forum
TSF resmi internet sitesinin forum ortamı var bildiğiniz gibi. Kamu yararına kurulmuş pek çok kurum ve kuruluşun resmi sitesinde olduğu gibi. Bu odada, kurumun çalışmaları üzerine, izleyicilerin, üyelerin, görüşleri sergilenir. Düşünce ve öneriler dile getirilir. Hiç birinde de kuruma, yöneticilere yönelik aşırı görüşlere izin verilmez, ya da o tür yazılar yer almaz. Ama gelin görün ki, bizim forum, bir arena sanki. Eli klavye tutan hemen oturuyor bilgisayarın başına, ver yansın. Bu arada bilgilenmek, düşüncesini açıklamak, öğrenmek, paylaşmak adına forumda yazanları bu kategoriden ayrı tutmak istiyorum.
Soru yöneltmenin de bir usulü olmalı. Hak aramanın da. Ama her zaman böyle olmuyor. Satırlarda, bazen, öylesi saldırılar, nefret veya kaynaksız suçlamalar oluyor ki. Bu yazıların bir kısmına yanıt veriyoruz, bir kısmına ‘büyüğümüzdür’, bir kısmına, ‘gençtir’, bir kısmına da ‘bilgisizdir’ diyerek yanıt vermiyoruz. Suskunluğumuzun böyle algılanması gerekirken, bakıyorsunuz bu tutumumuz, yine o çevrelerce, şiddetli eleştirilere yol açıyor.
Bilgi edinmek isteniyorsa, resmi sitenin bilgi edinme ilişimi var. Her hafta onlarca bilgi edinme istemi geliyor ve hepsine de yanıt veriyoruz. Hak aranmak isteniyorsa izlenecek yollar belli. Görüş bildirilecek ise forum ortamı açık. Hemen her konuda federasyonumuzun e-posta adresleri var. Bu adreslere gelen iletiler yanıtsız kalmıyor. Forum ortamında, bir yazımda, pek çok dostumuzun yazmak istemediğini, hatta çoğu kez foruma bile girmek istemediklerinden söz etmiştim. Görmek istemediğimiz seslenişler ve satırlar, kısır çekişmeler bizleri sıkıyor diyorlar. Bu da eleştiri konusu oldu. Hatta “… kimmiş bunlar? ne söylüyorlarmış örneklerini görelim…” türünden iletileri okuduk hep birlikte. Olacak iş mi? Kendileri yazmadıkları için, onların görüşlerini bizim yansıtmamız doğru mu? Gelen iletilerde her zaman iyi yaptınız doğru yaptınız demiyorlar doğal olarak. Ama doğru eleştirilerini, doğru bir üslup ile yerine koyuyorlar.
Yine de merak uyandıran konulara değinmek istiyorum. Bir yanıt olsun diye değil, bilgilendirmek amacı ile. Çocuklarının daha iyi nasıl satranç eğitimi alacaklarını soranlar, kentlerine neden yetişmiş antrenör göndermediğimizi belirtenler, lisans ve diğer bedellerin alınmamasını isteyenler, otel ve konaklama hizmetlerini pahalı bulanlar, az yarışma yapılıyor, işinize bakın her şeye kulak asmayın, nereden çıktı bu ana statü değişikliği, elinize sağlık iyi gidiyor, henüz bazı şeyler eksik ama yine de destekliyoruz diyenler var. Satranç kulübü açıyoruz malzeme gönderin, çocuklara yetişemiyorum imdat, hakem hata yaptı, Müdür bey bizi anlamıyor ders açamadık, ek ders ücreti az diyenler de var. Bunların yanında, federasyon hak ettiği yönetimi bir gün bulacaktır, bana hakaret edildi, tehdit edildim, illere bakmıyorsunuz, il temsilcilerini koruyun diyenler de çıkıyor, bu görüşlerini feryat edercesine forumda yazarak.
Okullardan, velilerden aldığımız mesajların sayısını bilmiyorum, o kadar çok ki. Satrancı okula girmesini alkışlayanlar, kutlayanlar, bizim okulda açılmadı ne olur müdüre söyleyin diyenler, hatta ana –baba okulu açacak mısınız? Çocuklarımızla birlikte bizler de öğrenmek istiyoruz diyenler en çarpıcı örnekler.
Yazılacak ve söylenecek tabi. Hemen her konuda forumu ve e-posta adreslerini kullanınız. Yazmaktan kaçınmayınız. Bunu defalarca söyledim. Ama resmi sitenin ortamını kullanarak saldırırcasına değil. Nerede görülmüş kendi ortamından, hakarete varan cümlelerle taciz edilmek. Buna izin verilebilir mi?
Geçenlerde genç bir sporcumuz, yeterince bilgilenmeden, sormadan, öğrenmeden iki yıl önce yaşanış bir olayı, yeni öğrendiğinden olsa gerek, federasyona yükleyerek ver yansın ediyordu. Yanıt verdim. Olayları öğrenerek yazın lütfen, kim hangi kurumdan sorumludur, hangi kurum ve yönetici ne kadar yetkilidir? Bunları bilerek yaklaşılırsa doğruya ulaşmak daha kolay olacaktır dedim. Ardından bir yazı daha, ilkyazı ile ilişkisi olmayan, yine iki yıl önce yaşadığı başka bir olayı yansıtarak. Kuzum iki yıl neden bekledin demezler mi? Yine de sorumluluk bilinci ile davrandık, konunun üzerine gittik, sporcumuzdan ayrıntılı bilgi istedik. Yanıtı geldi. Durum inceleniyor. Gereği yapılacak.
Oteller ile yaptığımız anlaşmalar gereği, etkinlik dönemi boyunca, otel veya acente bizim dışımızda konaklama olanağı tanıyamaz. Aksini yaparsa yaptırımı vardır bu uygulanır. Sunmayı taahhüt ettikleri hizmette aksama olursa yine yaptırımı vardır. Anımsayacaksınızdır. Bu yıl Manavgat’ta, otel, iki gün ısıtma problemi doğurmuştu. Hemen orada protesto işlemi başlatıldı ve hukuk sürecinde gerekli tazminatlar alındı. Taşucu, Türkiye Şampiyonası Seçme Yarışması için rezalet diyenler çıktı. Halbu ki son derece keyifli ve düzeyli bir yarışma gerçekleşti. Otel ile yemek çeşidi dışında hiçbir sorun yaşanmadı. Her kes rahattı. Yemek çeşidinde sözleşmeye uymayan otel, bunun bedelini ödedi. Bunlar oluyor, belki yine olacaktır, olmamasını dileriz, ancak karşısı boş değil, böyle olmayacağını bilenler çoğunluktadır.
Yine de, forum izleyenlerinden, yazmaktan kaçınmamalarını istiyorum. Hem insan hakları sözleşmesinin 10. maddesi uyarınca her kes düşüncesini söylemekte özgürdür. Ama bu özgürlük sınırsız değildir. Hiçbir şey sonuçlandırılmadan tarafımızdan üzeri kapatılmaz. Ama satranç ailesine yakışır etikte olduğu sürece.
Sağlıcakla kalın…
Tahsin AKTAR



